Download
slide1 n.
Skip this Video
Loading SlideShow in 5 Seconds..
EĞİTİM SEN SENDİKA EĞİTİMCİSİ YETİŞTİRME PROGRAMI 1. AŞAMA EĞİTİM PROGRAMI (Ocak 2013) PowerPoint Presentation
Download Presentation
EĞİTİM SEN SENDİKA EĞİTİMCİSİ YETİŞTİRME PROGRAMI 1. AŞAMA EĞİTİM PROGRAMI (Ocak 2013)

EĞİTİM SEN SENDİKA EĞİTİMCİSİ YETİŞTİRME PROGRAMI 1. AŞAMA EĞİTİM PROGRAMI (Ocak 2013)

292 Views Download Presentation
Download Presentation

EĞİTİM SEN SENDİKA EĞİTİMCİSİ YETİŞTİRME PROGRAMI 1. AŞAMA EĞİTİM PROGRAMI (Ocak 2013)

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - E N D - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Presentation Transcript

  1. Doç. Dr. Mustafa Durmuş EĞİTİM SEN SENDİKA EĞİTİMCİSİ YETİŞTİRME PROGRAMI 1. AŞAMA EĞİTİM PROGRAMI (Ocak 2013) EKONOMİ POLİTİK ve KAPİTALİZMİN KRİZİ Doç. Dr. Mustafa Durmuş Gazi İİBF Öğretim Üyesi

  2. Doç. Dr. Mustafa Durmuş Felsefede yöntem Toplumlar tarihi Kapitalizm İktisadi işleviyle kapitalist devlet Sermaye birikimi , artı değer sömürüsü, kar Bölüşüm İşsizlik Enflasyon/ Hayat pahalılığı Büyüme / Kalkınma Resesyon-Durgunluk ve Kriz 2008 Krizinin Dinamikleri Avro Bölgesi Krizi Türkiye Ekonomisinin Durumu

  3. Felsefede yöntem Doç. Dr. Mustafa Durmuş Tarihsel olaylar ve olgular genelde iki felsefi bakış ile açıklanırlar: İdealizm ve Materyalizm. İlkinde “öznel idealizm”e başvurularak örneğin savaşların, iktisadi ve politik krizlerin «kötü niyetli ya da beceriksiz, irrasyonel yöneticilerin eylemleriyle ya da politikaları» yüzünden ortaya çıktığı ileri sürülür.

  4. Felsefede yöntem Doç. Dr. Mustafa Durmuş Böylece Türkiye’nin Suriye ile savaşın eşiğine gelmiş olmasının nedeninin Erdoğan’ın ‘Yeni Osmanlıcı’ ruh hali olduğu söylenebilir. Kuşkusuz tarihsel olaylarda bireysel tutum ve davranışların, ekonomi politikalarının ve ideolojilerin hatta bazen de tesadüflerin ihmal edilemez rolü vardır. Ama bunlar gerçeğin tamamını açıklayamazlar.

  5. Felsefede yöntem Doç. Dr. Mustafa Durmuş İkinci bakış, diyalektik ve tarihsel maddecilik, olayları ve olguları, var oldukları tarihsel koşullar içinde ve mevcut ekonomik sistemin, üretim tarzının iç çatışmaları, dinamikleri ve sınıf mücadeleleri ile açıklar. Genel olarak toplum ve yaşama ilişkin, daha zengin, daha kapsayıcı ve açıklayıcı bir bakış açısı sunar. Buna göre son tahlilde insanın bilinç, düşünce, davranış ve tutumu ve alışkanlıklarını belirleyen şey maddi üretim tarzıdır, yaşam koşullarıdır.

  6. Felsefede yöntem Doç. Dr. Mustafa Durmuş Bu bakış altında doğadaki ya da toplumdaki olaylar derindeki ihtiyaçların bir sonucu olarak ortaya çıkarlar. Yani bunlar alt yapıdaki zorunlulukların ya da ertelenemez ihtiyaçların dışavurumlarıdır, semptomlarıdır.

  7. Doç. Dr. Mustafa Durmuş Toplumlar Tarihi : İnsanlığın ve toplumların gelişimi

  8. İNSANIN GELİŞİMİ • Antropolojik (fosil kalıntılar) üzerinde yapılan araştırmalar: • M.Ö. 250.000 yıl düşünen insan (homo sapiens) ortaya çıktı. • M.Ö. 35.000 yıl modern insan dünyanın her yerinde görüldü. • M.Ö. 10.000 yıl sadece tüketen/ avcı insan görüldü. • M.Ö. 6.000-1.000 tarımcı insan (1. Devrim) • 18.yy : Sanayi Devrimi (2.Devrim) Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  9. İNSANIN GELİŞİMİ • Şu ana kadar başka hiçbir canlı fizik olarak insanın ulaştığı sayıya(yaklaşık 6.5 milyar) ulaşamadı ve insanın sahip olduğu ortam çeşitliliğine sahip olamadı. • İnsan ağaçta, mağarada, çölde, suyun içinde, deniz altında, uzayda, modern binalarda yaşayabildi. • Farklı davranış biçimleri sergiledi : Aile, topluluk, ulus, federasyon, yalnızlık, değişik sosyal örgütlenmeler gösterdi. • Farklı yiyeceklerle beslendi, farklı dillerle iletişim kurdu, farklı dinlere ve tanrılara inandı, farklı düşüncelere sahip oldu. • Avcılık-hayvancılık- ziraatla uğraştı, doğayı değiştirmek için makineler icat etti, teknoloji üretti. Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  10. Üretici güçler-üretim ilişkileri Doç. Dr. Mustafa Durmuş İnsanların bu gezegende ancak hayatlarını idame ettirmeye dönük kolektif bir çaba sayesinde var olabildiklerini ve bu tür bir varoluşun her yeni yolunun daha geniş bir ilişkiler ağında değişikliği zorunlu kıldığını gösteren Marxoldu. ‘Üretici güçler’ dediği şeylerdeki değişikliğin ‘üretim ilişkileri’ ndeki değişikliklerle bağlantılı olduğunu ve son tahlilde bunların genel olarak toplumdaki daha yaygın ilişkileri dönüştürdüğünü söyledi.

  11. Tarihte görülen beş toplum: • İlkel Toplum • Köleci Toplum • Feodal Toplum • Kapitalist Toplum • Sosyalist Toplum Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  12. Toplumların gelişimi • İlkel toplum: Tarihte görülmüş ilk ve tek sınıfsız toplum. • Komünist toplum: Teorik olarak son sınıfsız toplum. • Köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist toplumlar : Sınıflı toplumlar. • Sosyalist toplum: Komünizm öncesi geçiş toplumu. Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  13. Diyalektik ve Tarihsel Maddeci Görüş (Marx):Toplumların gelişimi • Toplumsal gelişmenin motoru sınıf karşıtlıkları / sınıf mücadeleleri; yöneten-yönetilen ; sömüren- sömürülen sınıfların aralarındaki mücadeledir. - Özgür yurttaş ile köle (eski Roma’da patrisien ile pleb-köle): Köleci toplum - Orta çağda baron/feodalbeyler ile serfler (yarı- köylü): Feodal toplum - 16yy’dan 21yy’a burjuvazi ile proletarya (sermaye- emek): Kapitalist toplum. Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  14. Kapitalizm • Feodal toplumun içinden filizlendi, • Ancak sınıf karşıtlıklarını ortadan kaldırmadı. • Eski toplumsal sınıfların yerine yeni toplumsal sınıfları (feodal beylerin yerine burjuvazi, serflerin yerine proletarya) koydu. • Sınıf karşıtlıkları ve çelişkilerini yalınlaştırıp derinleştirdi. Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  15. Kapitalizmin temel çelişkisi : Sosyal Üretim - Özel Mülkiyet çelişkisi /çatışması • Kapitalizmin gelişimi ekonomiyi sosyalleştirdi. • 1. Sermaye: Önce ulusal, sonra küresel düzeyde hem sanayi hem de finansta büyük şirket ve kurumlarda yoğunlaştı. Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  16. Sosyal Emek X Özel Mülkiyet • 2. Emek: Tekil emeksosyal emeğe dönüştü. • Sosyalleşmiş üretim hem eski üretim yöntemlerinde hem de insan ilişkilerinde devrim yarattı: • Fabrikadan çıkan şey artık çok sayıda işçinin ortak ürünü. • Ancak, tek kişilik üretime özgü ürüne el koyma biçimleri (özel mülkiyet) devam etti ve sosyalleşmiş üretimin ürünlerine de uygulandı. • Bu durum, kapitalizmde bir fay hattı oluşturdu: • Toplumsal (sosyal üretim) ile özel mülkiyet (bireysel ya da kurumsal) arasındaki çelişki. Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  17. Tekil emek Doç. Dr. Mustafa Durmuş Toprak, zirai aletler, atölye, diğer aletler gibi emeğin kullandığı araçlar tek bir çalışanın kullanımına uyarlanmış bireysel araçlardı. Bu araçlar üreticinin kendisine aitti. Kırsal bölgelerde bunlar küçük köylü (özgür ya da bağımlı köylü) ve şehirlerde el aletleri ile çalışan işçilerdi.

  18. Büyük ölçekli üretim Doç. Dr. Mustafa Durmuş Kapitalizm tekil, bağımsız üreticileri bir araya getirip, daha büyük çapta bir üretimi mümkün kıldı. Bu üreticileri zaman, mekan ve şartlar altında birbirine daha bağımlı bir hale getirdi. Sermaye kendini sürekli büyütmek içgüdüsüyle üretim koşullarında devrimci dönüşümler yapmaya yöneldi. Bu devrimci atılımların itici gücü büyük ölçekte bir araya gelen emek gücü oldu. Uzmanlaşma ve işbölümü, üretimin parçalara ayrılabilmesi ve sonra bu parçaların birleştirilebilmesi tüm bunlar, sosyal emeğin ortaya çıkışıyla gerçekleşti ve servet /sermaye çok hızlı büyüdü.

  19. Kapitalizmin temel çelişkisi : Sosyal üretim - özel mülkiyet çelişkisi • Bölüşüm ilişkileri: • Kapitalizmde sosyal emek tarafından yaratılan ürünlere, bu ürünleri üretenlerce değil, kapitalistlerce el konuluyor. • Engels : “Böyle bir çelişki, yeni üretim tarzına kapitalist niteliğini veren şeydir ve kapitalist toplumun tüm sosyal antogonizmalarının mikrobu bu çelişkide yuvalanır : • “ Sosyalleşmiş üretim ile özelleşmiş kapitalist el • koyma (özel mülkiyet) arasındaki uyumsuzluk.” Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  20. Kapitalizmin temel çelişkisi : Sosyal üretim - özel mülkiyet çelişkisi • Kendini iki biçimde gösterir: • 1. Emek –sermaye çatışması : • İşçilerle kapitalistler arasındaki uzlaşmaz çelişki / çatışma oluşur. • Marx : • ”Bir yandan emekten daha fazla artı değer yaratma biçimindeki sömürü, diğer yandan bu sömürüye karşı direnç, sosyal sınıflar arasındaki çatışmanın özünü oluşturur ve bu çatışma bazen durgunlaşıp gizlense de, açık bir sınıf savaşına dönüşür” Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  21. Kapitalizmin temel çelişkisi : Sosyal üretim - özel mülkiyet çelişkisi • 2. Rekabet / üretim anarşisi : • Kapitalist üretimkâr için yapılır. Bu da kapitalistler arasında sınırı, sonu olmayan bir rekabete ve üretim ve pazar anarşisine yol açar. • Rekabet, bir yandan aşırı kapasite yatırımlarına ve aşırı üretime ,bir yandan da işverenlerin işçilerin ücretlerini baskılamasına neden olur. • Üretim- tüketim dengesi bozulur :Aşırı üretim ya da eksik tüketim biçiminde kriz patlak verir. • Satış olmayınca kâr realize edilmez, yeni yatırımlar yapılmaz, ekonomi büyüyemez, durgunluğa girer kriz ortaya çıkar. Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  22. Kapitalizmin temel özellikleri Doç. Dr. Mustafa Durmuş (i)Temel amacı, güdüsü kâr elde etmek, sermaye ve servet biriktirmektir ve temel araçları özel mülkiyet ve fiyat mekanizması ve reel ve finansal piyasalardır. (ii) Üretim araçları genelde özel mülkiyete / teşebbüse aittir (devlet kapitalizmi hariç) ve bunlar kâr amaçlı olarak kullanılırlar. (iii)Kaynak tahsisi, arz, talep, fiyat, bölüşüm, yatırım vb. kararları tamamen ya da çoğunlukla piyasadaki aktörler tarafından alınır.

  23. Kapitalizmin temel özellikleri Doç. Dr. Mustafa Durmuş (iv) Üretim süreci sonunda elde edilen kâr sermaye sahibine kalır ve bu kâr diğer sermaye kesimlerince ve vergi biçiminde devlet ile paylaşılır. (v) İşçilere, işverenler tarafından ücret adı altında ödeme yapıldığından kapitalizm ücretli emek sistemidir.

  24. Meta fetişizmi: Kullanım değeri x Değişim değeri Doç. Dr. Mustafa Durmuş Kapitalizm “Meta fetişizmi” ne yol açar. Bu durum dolaşımda olan bir malın/metanın iki ayrı yönü ile ilgili. İlki o malın gerçekte ne iş gördüğüyle alakalı olan ‘kullanım değeri’, diğeri piyasa da kazandığı değer, yâni, ‘değişim değeri’dir. Kullanım değeri bir metanın işlevidir, örneğin bir ceketin ‘bizi soğuktan korumak için’ üretilmiş olması gibi ne iş gördüğüyle ilgilidir. Değişim değeri bu ceket piyasaya çıktığında, vitrinlere yerleştiğinde, diğer metalarla, insanla ve parayla ilişki içerisine girdiğinde kazandığı değerdir. Böylece, ceket işlevinden sıyrılıp bambaşka bir sanal görüntüye sahip olur. Onun artık bir markası, fiyatı, kullanacak olana sağlayacağı “imaj” gibi özellikleri vardır.

  25. Meta fetişizmi: Kullanım değeri x Değişim değeri Doç. Dr. Mustafa Durmuş Kapitalizmde metaların kullanım değerleri önemini yitirir ve değişim değerleri belirleyici olur. Mallar ve hizmetler değişim değeri üzerinden fiyatlanır. Örneğin, gençler Apple ürünü ‘iphone/ipad’ ya da ‘blackberry’ cihazlarından satın aldıklarında sadece modern bir iletişim cihazı satın almazlar. Bu cihazlar, bahsedilen meta fetişizminden dolayı onlara ayrı bir hüviyet, ayrı bir imaj, hava kazandırır (!) Kapitalizm, en mahrem, en insani duygularımızı bile piyasalaştırır, metalaştırır, hayatı meta fetişizminin sanal dünyasına eklemler.

  26. Yabancılaşma Doç. Dr. Mustafa Durmuş Kapitalizm, ortaya çıkışından bu yana geçen yüzlerce yılın çok önemli bir kısmında toplumun çok küçük azınlığına akıl almaz boyutlarda zenginlik ve refah sağlarken, toplumun büyük bir kısmını sefalet altında yaşamaya mahkûm etti. Bu çelişkiyi ilk fark edenler Hegel ve Feuerbach oldu. İnsanlığın içinde bulunduğu bu durumu yabancılaşma sözcüğü ile ifade ettiler. Bu terimden kasıtları insanların sürekli olarak geçmişte kendilerinin yaptıkları şeylerin egemenliği ve baskısı altına girdikleri idi. Marx ilk dönem çalışmalarında bu olguyu işçilerin yaşamlarına uyarladı: “İşçi daha çok zenginlik ürettiği, üretken gücü arttığı ve üretimi çeşitlilik kazandığı ölçüde daha da yoksullaşır. Nesneler dünyasının değerindeki artışa koşut olarak, insanın kendi dünyası aynı oranda değer yitirir. Emeğin ürünü olan nesne, onun karşısına yabancı, üreticiden bağımsız bir güç olarak dikilir.”

  27. Yabancılaşma Doç. Dr. Mustafa Durmuş Kısaca kapitalist toplumda, işçiler hem yaptıkları işlere hem de kendilerine ‘yabancılaşırlar’. Emek gücü verimliliğini artıran otomasyon hayatı kolaylaştırmaktansa, birçok işi can sıkıcı bir tekrar haline getirir. Ayrıca kapitalizmde insanı insanlıktan çıkaran şey sadece insanın yaptığı iş değildir. İnsan var oluşunun metalaştırılması da – her şeyin alınıp-satıldığı bir toplum – derin bir yabancılaşmadır.

  28. Yabancılaşma Doç. Dr. Mustafa Durmuş Kapitalist üretim ve mülkiyet sisteminde bazı insanların başkaları tarafından bir eşya gibi kullanılması, bu nedenle de kendilerinin ve kendilerine ait bir takım özel yeteneklerin başkalarının malı haline gelmesi tipik bir yabancılaşma ürünüdür. Böyle bir yabancılaşma insan ilişkileri üzerinde ‘kişiliksizleştirme’ etkisi oluşturur. İnsanlar arasında arkadaşlığın yerini, insanların başka insanları kullanması alır. Hayatın amacının, başka canlılarla güzel ilişkiler kurmak ve sevgiyi paylaşmak değil, eşyaya sahip olmak ve bunun için de başka insanları kullanmak olduğu ilişkiler tüm toplumu kuşatır.

  29. Yabancılaşma Doç. Dr. Mustafa Durmuş Diğer taraftan kapitalizm hayatı yabancılaştırdığı kadar, emekçilere sisteme karşı savaşacak kolektif gücü de verir. 1848 devrimlerinden bu yana dünyanın her yanındaki isyanlar, devrimler ve kalkışmalar emekçi halkların kendilerine yabancılaşmış rejimlere karşı mücadelelerinin örnekleridir.

  30. Sosyalizm • Toplumun, onu var edenler tarafından kolektif yönetimi. • Kolektif-ortak mülkiyet. • Üretim, “kar elde etmek” için değil, yalnızca “ihtiyaçların karşılanması” için yapılır. • Kaynak tahsisi demokratik-planlama ile yapılır. • “Meta fetişizmi” ortadan kalkar. • Sosyalist üretim tarzında mal ve hizmetler ihtiyaçları karşılamaya yönelik olarak “kullanım değerleri” esas alınarak üretilirler. Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  31. 20yy ‘Reel Sosyalizm’inin açmazları Doç. Dr. Mustafa Durmuş Geçmişte sosyalizm iki temel koşula odaklandı: Üretim araçlarının üzerindeki mülkiyetin biçimi ve üretken kaynakları ve yaratılan hâsılayı dağıtma mekanizması (kaynak tahsisi). Bu makro düzeyde bir odaklanmaydı. Kapitalizm; özel mülkiyet ve tahsis mekanizması anlamında serbest piyasa düzeni olarak, sosyalizm ise üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti ve işçiler tarafından kontrol edilen bir devlet aygıtı aracılığıyla yapılan kamusal iktisadi planlama olarak tanımlandı.

  32. Sosyalizmin makro ve mikro yüzü Doç. Dr. Mustafa Durmuş Reel sosyalizm uygulamasında, mikro düzeyde, yani işletmeler bazında sosyalizm çok fazla bir anlam ifade etmiyordu. İşletmelerin iç yapılanmaları bağlamında sosyalizm, kapitalizmden çok fazla farklılaşmamıştı. Sosyalistler işbaşına geldiklerinde işletmelerin temel içyapıları çok fazla değiştirilmedi. İşçiler gün boyu çalıştılar ve fabrikaları iş bitiminde terk ettiler. Ne üretileceği, nasıl üretileceği ve artı değerin ne yapılacağı konusundaki kararları da Parti bürokratlarına, yönetici müdürlere bıraktılar;

  33. Sosyalizmin makro ve mikro yüzü Doç. Dr. Mustafa Durmuş Özel yöneticilerin yerini, kamu görevlileri almış olsa da ve sosyalistler bir miktar biçimlendirmiş olsalar da, işçileri işletme kararlarıyla ilişkilendiren mekanizma, kapitalizmdekilerden çok fazla farklılaşmadı. Kısaca, bilimsel sosyalizmin makro vurgusu kapitalizmden sosyalizme geçiş için güvenli bir yol olmadı. Çünkü mikro vurgu eksik kaldı.

  34. Sosyalizmin makro ve mikro yüzü Doç. Dr. Mustafa Durmuş Sosyalizmin mikro yönü, kapitalist işletmelerin işçileri sadece emek gücü sunan, her türlü karar alma yetkisini başkalarına bırakan örgütlenmesine son vermek demektir. Mikro yönlere yapılacak vurgular çağımızın sosyalizm anlayışını güçlendirebilir. Geçmişte bu, sosyalizmin işletme düzeyinde tanımlanmasındaki yetersizlikti.

  35. Sosyalizmin makro ve mikro yüzü Doç. Dr. Mustafa Durmuş İlk olarak, makro- mikro bütünleşik bir sosyalizm anlayışı üretimin her alanında gerçek anlamda işçilerin yönetime katılımını kurumsallaştırabilir. Bu bağlamda sosyalizm, işçilerin kendilerine bırakılmış olan işletmeleri dönüştürmekten sorumlu olmaları demektir. İşçiler bunu, yöneten-yönetilen, el emeği- beyin emeği ayrımını ortadan kaldırarak yaparlar.

  36. Sosyalizmin makro ve mikro yüzü Doç. Dr. Mustafa Durmuş Yeni bir sosyalist toplum, ancak işçilerin işletmeleri kesintisiz bir şekilde ve eşitlik, paylaşım, rotasyon ve kolektif karar almaya dayalı olarak yeniden örgütlemeleriyle kurulabilir. Böylece, sosyalizm tüm işçileri makro düzeydeki sosyalist dönüşümün paralelinde ve onun sarmalında yaşam boyu bir öz dönüştürme sürecine dâhil etmek demektir. Bunun sonucunda işçiler ekonomide olduğu kadar kültürel ve politik yaşamda da tam bir katılım sağlayabilecek bir donanım ve güdülemeye sahip olacaklardır.

  37. Sosyalist demokrasi Doç. Dr. Mustafa Durmuş İkinci olarak, böyle bir makro-mikro birliktelik vurgusu içi yeterince doldurulmamış olan “ sosyalist demokrasi” kavramına da somut bir nitelik kazandırır. Böyle bir demokrasi, her bir işletmenin içindeki işçi meclislerinin / kolektiflerinin temel kararlara nasıl ulaşacağını bize anlatır. Tıpkı hayatın diğer alanlarındaki demokratik kararların alınmasında olduğu gibi, bu tür işyeri meclisleri /kolektifleri kararlı ve sürekli olmalıdır.

  38. 21yy sosyalizmi Doç. Dr. Mustafa Durmuş 20yyda görülen reel sosyalizm beklendiği gibi sosyalist demokrasiyi geliştiremedi ve yıkıldı. 21yy sosyalizmi hem 20. yy’ın SSCB tipi reel sosyalizmine hem de Yugoslavya’nın piyasa öz yönetim modelinin alternatifidir.

  39. 21yy sosyalizmi Doç. Dr. Mustafa Durmuş 21. yy sosyalizminin temel dayanakları; Sosyalizm bir aşamadan ziyade bir süreçtir. Sosyalizmin özü insani gelişimdir. Toplumun tümünün özgürce gelişimine bağlı olarak her bir bireyin özgürce geliştiği bir toplumdur.

  40. 21yy sosyalizmi Doç. Dr. Mustafa Durmuş Bu toplumda üretim araçları, insanlığın hiçbir alt kümesine ait olmayan, bir sosyal miras olarak ele alınır. Dayanışmacı bir toplumdur. Bireysel çıkarlara odaklı bireyler ya da gruplardan oluşan değil, sorumlulukların her bir bireyin yeteneğine göre konulduğu bir toplumdur.

  41. 21yy sosyalizmi Doç. Dr. Mustafa Durmuş 20. yy reel sosyalizmi insani gelişme potansiyeline odaklanmanın tersine, üretici güçlerin gelişimine odaklandı. Sosyalist vizyonun önemli bir parçası olan insanın merkezde yer alması bu noktada kayboldu.

  42. 21yy sosyalizmi Doç. Dr. Mustafa Durmuş Reel sosyalizm deneyiminde toplumun üstünde bir devlet algısı vardı. Ne üretici güçlerin geliştirilmesi, ne de devlet yönlendirmeleri yeni toplumu tanımlamaz. Yeni toplumu tanımlayacak olan şey insanın merkeze oturtulmasıdır.

  43. Sosyalizm üçgeni • Sosyal Mülkiyet: Üretim araçlarının sosyal mülkiyeti olmalı, çünkü sosyal komünal verimliliğin hepimizin özgür gelişimine yönlendirilmesi ancak bu sayede mümkündür. • Sosyal Üretim: İşçiler tarafından organize edilecek olan sosyal üretim üretenler arasında yeni işbirliği ilişkisini inşa eder ve bu tüm üretenlerin tam gelişimi için şarttır. • Sosyal ihtiyaçların karşılanması: Dayanışmacı bir toplumda komünal ihtiyaçların karşılanması temeldir; birimizin özgür gelişimi hepimizin özgür gelişiminin koşuludur. Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  44. Kapitalizmin tarihsel birikim dönemleri Doç. Dr. Mustafa Durmuş 1. Merkantilizm: (16.yy - 18yy) : Makineleşme öncesi dönem. İş bölümü yaygınlaşmakta, sermaye birikimi temelde ticaret, tarım ve madencilik alanında gerçekleşmekte. Robinson Crusoe (17.yy) karakteriilkel birikim dönemini anlatır. Üretim araçlarının üretimi ikincil bir öneme sahip. Tüketim malları üretimi kısıtlı el işçiliği ile yapılabilmekte.

  45. Kapitalizmin tarihsel birikim dönemleri Doç. Dr. Mustafa Durmuş 2. Liberal rekabetçi dönem (Sanayi Devrimi İngiltere ): Önce tekstil, sonrasında ise tüm sanayide gerçekleşen sanayi devrimi dönemi. Birikim modern sanayiye, üretim araçları üreten sanayiye kaydı. Fabrikalar , ulaştırma, iletişim, demiryolları, telgraf, limanlar, buharlı gemiler ve genelde bir alt yapı inşa dönemi. Kapitalistler arasındaki yoğun rekabetin ve boom/ bust döngülerinin dönemi. Bu dönemde fiyat rekabeti iktisadi faaliyetlerin yönetilmesinde merkezi bir rol oynadı.

  46. Kapitalizmin tarihsel birikim dönemleri • 3. Tekelci kapitalizm (emperyalizm): • 19yy’ın son çeyreğinde ortaya çıktı. • Sermaye bir spiral biçiminde yoğunlaşıp merkezileşti ve giderek küreselleşti. • Kurumsal örgütlenme baskın tip haline geldi ve sınaî menkul kıymetler için bir piyasa oluştu. • Sanayiler oligopolist firmaların denetimine girdi ve fiyat, hâsıla, yatırım düzeyi ile ilgili kararlar ve faaliyetler rekabetle değil, oligopolistik kurallara göre oluştu. • Otomobil, bilgisayar ve uçak yapımlarıyla sanayi daha da genişledi. • Üretim sektörü giderek tüketim sektörünün büyümesine bağımlı hale geldi. Doç. Dr. Mustafa Durmuş

  47. Kapitalizmin tarihsel birikim dönemleri Doç. Dr. Mustafa Durmuş 4. Tekelci olgun kapitalizm: 1950’ler…. Sweezy ve Magdoff: Olgun kapitalist ekonomiler büyümeyi sürdürebilmek için, sürekli artmakta olan ekonomik artığı emebilecek yeni talep kaynakları bulmak zorundadır, yoksa büyüyemezler. Diğer taraftan artan verimliliklerle sürekli büyüyen bu ekonomik artığın yeni karlı yatırım alanlarına yöneltilmesi, yeni yatırım alanları bulmanın güçlüklerinden dolayı, giderek zorlaşır.

  48. Olgun ekonomiler uzun süreli durgunluğa girdiler Doç. Dr. Mustafa Durmuş Çünkü; Temel sınaî alt yapının yeni baştan kurulmasına gerek yoktu, Otomobil gibi çığır açıcı gelişmeler her zaman mümkün değil, Gelir ve servet eşitsizliği arttı, bu dayoksulların tüketimini kıstı, Zenginler fonlarını giderek daha spekülatif faaliyetlere yatırdılar, Yeni yatırımlar azaldı, Oligopolleşme sistemin dinamizmi ve esnekliğinin temeli olan fiyat rekabetinin giderek yok olmasına neden oldu.

  49. Kapitalizmin tarihsel birikim dönemleri Doç. Dr. Mustafa Durmuş 5.Tekelci finans kapital Finansallaşma durgunluğa yanıt oldu. FIRE, yani finans, sigorta ve gayrimenkul gibi alt parçalardan oluşan finans sektörü; Sanayinin ekonomik artık üreten kapasitesini dengeledi. Hem finans sektöründe yeni istihdam yarattı, hem de varlık zenginleşmesiyle reel sektör için efektif talep oluşturdu. Finans sektörü reel sektörde elde edilen karların değerlenebilmesi için ciddi imkânlar yarattı.

  50. ABD : Finansal tekelleşme /merkezileşme Doç. Dr. Mustafa Durmuş Kapitalistler her zaman sermayelerini büyütme arzusu içinde olduklarından, paralarını finansal piyasalara akıttılar. Finansal sektör,çekici- exotik finansal araçlar sundu (menkul kıymetleştirme, CDO ve CDS’ler, türev piyasalar). 2008 kriziyle daha da yoğunlaştı. 1990’da en büyük 10 finansal kuruluş, toplam finansal varlıkların sadece % 10’una sahip iken, bugün bu oran % 50 civarında. En büyük yirmi kuruluş toplam % 70’e sahip. Bu oran 1990’da sadece % 12 idi.