1 / 50

KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM YÖNETİMİ TEFTİŞİ PLANLAMASI EKONOMİSİ BÖLÜMÜ TEZSİZ YÜKSEK LİSANS

KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM YÖNETİMİ TEFTİŞİ PLANLAMASI EKONOMİSİ BÖLÜMÜ TEZSİZ YÜKSEK LİSANS KİTABIN ADI:KADIN PSİKOLOJİSİ KİTABIN YAZARI:Gustav Hans GRABER HAZIRLAYAN:F.ZEHRA EVCİMİK. KADIN PSİKOLOJİSİ Ezeli-Kadınsal bizi çekip yücelere alır mı?

xanto
Download Presentation

KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM YÖNETİMİ TEFTİŞİ PLANLAMASI EKONOMİSİ BÖLÜMÜ TEZSİZ YÜKSEK LİSANS

An Image/Link below is provided (as is) to download presentation Download Policy: Content on the Website is provided to you AS IS for your information and personal use and may not be sold / licensed / shared on other websites without getting consent from its author. Content is provided to you AS IS for your information and personal use only. Download presentation by click this link. While downloading, if for some reason you are not able to download a presentation, the publisher may have deleted the file from their server. During download, if you can't get a presentation, the file might be deleted by the publisher.

E N D

Presentation Transcript


  1. KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM YÖNETİMİ TEFTİŞİ PLANLAMASI EKONOMİSİ BÖLÜMÜ TEZSİZ YÜKSEK LİSANS KİTABIN ADI:KADIN PSİKOLOJİSİ KİTABIN YAZARI:Gustav Hans GRABER HAZIRLAYAN:F.ZEHRA EVCİMİK

  2. KADIN PSİKOLOJİSİ Ezeli-Kadınsal bizi çekip yücelere alır mı? Ben ezeli-kadınsal’ bilinçsiz özben diye tanımlayacak yeni bir temele oturtmaya çalışacağım.

  3. ÖZBEN ve EZELİ-KADINSAL Nedir Özben? Birden çok yazımda ama özellikle Ruhta Bütünlük ve Bölünme adlı kitabımda bu soruyu yanıtlamaya çalıştım. Daha 1939 tarihini taşıyan “karşı koymanın Analizi ve Tedavideki sonuçları” başlıklı yazımda özben’ den bizim ilk ve gerçek ruhumuz diye söz açtım ana karnında bedenimizle birlikte büyüyüp gelişen embriyonal bilinçdışının uyumlu bir birlik ve bütünlüğü koruyarak ömrümüzün sonuna son nefesimize kadar bizden ayrılmadığını belirtirim.

  4. Özben’i ruhumuzun embriyonel( dölütsel ) temeli olarak anlayışım şimdiye kadar söz konusu alandaki bilimsel görüşlerin tümünden köklü biçimde ayrılmakta özben ’i salt varsayımsal bir nesne “bilinçdışıyla bilinç arasında sözde bir varlık” yani hayali bir büyüklük sayan Jung’un görüşüne de uymaktadır. “Dinsel-mitolojik” bir nesne ya da “transandantal bir kavram” saymayı da Jung’un özben’e gerçekdışı bir gözle baktığını ortaya koyuyor.

  5. Bu görüşle çelişki içinde Jung’un çok kez “gerçek bir özben yaşantısından” ya da “özben’in deneysel (amprık) özelliğinden” söz açtığına tanık olmaktayız. Eğer özben Jung’a göre yalnız “bilinç ve bilinçdışı arasında bir nokta” ise bilinç ve bilinçdışında oluşan bunların arasında ya da dışındaki noktalara ilgisi bulunmayan ruhun bir parçası sayılmaz. Jung da söylediklerinde bir çelişkinin saklı yattığını itiraf eder; ancak ussal yeteneğimizi aşan bir nesneyi nitelemek istediğimizde söz konusu çelişkinin kaçınılmazlığını belirtir.

  6. Ne var ki özben’in gerçek ruhsal merkezimiz yani tüm ruhsal yaşamımızın kaynaklandığı embriyonel bilinçdışı en yüce ve en son amaçların konusu (Jung) sayılacağı düşüncesini gerçekten benimsedik mi ilgili çelişki ortadan kalkar kesinlikle ussal yeteneğimizin kapsamı içindeki bir nesne karşısında bulunduğumuzu görürüz.

  7. Çünkü doğum sonrasında ruhsal yaşamımıza biçim veren her şey ilgili yaşamın üst katmanında yerleşerek ben’i yani tüm arzuları istemi (irade) bilinci bilinçdışına itmeleri özdeşleşmeleri yansıtımıyla ( projeksiyon ) bu ruhsal yatıyı oluşturur. Kişiliğimizle özdeş saydığımız ben’in söz konusu bileşenleri (komponent) yaşam boyu ambivalent (çift değerli) nitelik gösterir. Bir yanda bilinçsiz özben ’in kaybedilmiş doğum öncesinde kalmış cennetsi birlik ve uyumu regresyon (geri dönüş) yoluyla diriltmek istenir öte yandan çevre ve dış dünya üzerinde kurulan egemenlik mükemmelleştirilmeye çalışılır.

  8. Bunlardan sonuncusu da görünürde aktif ve progresif (ilerleyen) yaşamsal bir tutum olup şimdiye dek özellikle batı dünyasının insanlarında gözlemlenmiştir. Ama böylesi bir tutum insanı asla tam başarıya ulaştırmaz. Ruh hırpalanıp örselenir ve bir dışlama tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

  9. Bu yüzden ermiş, terk eder bu yolu kendi özben’ inin derinliklerine ‘gömülüş’ ün yolunu izler. Karşısına çıkacak herhangi bir sınır yoktur burada. Özben’ in yalnız gerçek varlığını keşfetmekle kendisini anlatılmaz mutluluklara boğan asıl gerçeğini ele geçirmekle kalmaz çevrenin oluşturduğu dış gerçeğin de özben’i ile beraber bir armağan gibi tarafına sunulduğunu görür. Dış gerçek uğrundaki çabaları sona ermiştir çünkü.

  10. Birlik ve bütünlük içinde geçirir ömrünü doğum öncesi hayatını yeniden yaşar ama bilinçli yapar bunu. Büyük bir birlik oluşturan kendini özben’ ine ve dünyaya içten bağlılığın alabildiğine geniş kapsamlı duygusunu ve Tanrısal gücünü ruhunda taşıyarak bunu gerçekleştirir.

  11. DEĞİŞEN ZAMAN İÇİNDE KADIN Kadını konu alan insanlık tarihindeki en önemli dönem anne çevresinde bir kümeleşmenin görüldüğü yani gebe bırakma gebelik ve doğum arasındaki ilişkilerin henüz insanlarca bilinmediği ya da düpedüz arkada plana itilip bir baba tasarımından henüz uzak yaşandığı dönemdir kuşkusuz.

  12. Demek oluyor ki birbirini izleyen annelerin egenemliğinin sözünün edilebileceği bir dönemdir bu. Anne çevresinde oluşturulup benzer biçimde hayvan türlerinde de yeterince gözlemlenebilen bir kümeleşme ve toplulukta anne giderek hepsinden güçlü bir koruyucu ve önder aşamasına yükselmiş, ayrıca tüm hak ve yetkileri elinde toplamıştır.

  13. İnsanlık tarihinin başlangıç döneminde anaerlik hukuk düşüncesini herkesten çok savunup bilimsel yoldan işleyen kişi Basel’ li bilgin Johann Jacop Bachofen olmuş yaklaşık yüzyıl önce yazdığı ana hukuku adındaki temel yapıtında bazı kabile ve kavimlerde hatta genel olarak uygarlığın belli bir aşamasında, erkeklerin egemenliği elde bulundurduğu ileriki çağlarda görüldüğü gibi çocukların babaların değilannelerinin isimlerini taşıdığı kanıtlanmıştır.

  14. Doğurtucu gücün eski yerinden alınarak dış dünyaya kaydırılmasıyla ilk anneler erkekte doğurtucu bir gücün varlığını öğrenip kabullenmelerinden çok önce köklenmiş otoriterlerini yitirmeye başlamış örneğin; sol elin sağ ele, gecenin gündüze, ayın güneşe, yeryüzünün yeraltına ve ondaki tüm gizliliklerin gökyüzüne ve ondaki yüceliğe yeğ tutulmasında simgeleşen ayrıcalık ve üstünlüklerini elden çıkarmışlardır.

  15. Bu anneler gerek doğurtucu ve doğurucu rolünü oynayıp dünyaya getirdikleri çocuklarla kendilerini sürekli yenilediklerinden olumsuz nitelik taşır her şeye egemen gücü ezeli –kadınsalı oluştururlar. Erkek ve baba öğesi sonradan yaratılmıştır dolayısıyla olumludur.

  16. O uğursuz egemenliğin tümüyle ele geçirme isteği kadın ve erkek arsında ki sürdürülmüş savaştakinden daha açık seçik başka bir yerde gözlemlenemezdi. Nasıl daha önceki anaerkil düzende erkek ilk anneler karşısında bağımlı ve uysal bir çocuk rolünü oynamışsa, babaerkil düzene geçti bu rol temelden değişmiş, doğurtucu rolüyle yetinmeyen erkek kadınla özdeşleşme sonucu kadının annelik yeteneklerini onun yeni canları sinesinde taşıma ve dünyaya getirme işlevini de kedisine mal edinmiştir.

  17. Bundan böyle kadın tüm iradesini erkeğin iradesine bağımlı kılmaya, yalnız doğurtucu rolünü ve dolayısıyla varlığındaki erdişiliğini gözden çıkardığını zorlamayarak varlığına en özgü bireyden, yani anneliktende el çekmek zorunda bırakılmıştır. İlk annelerin erdişi bir yaratık kimliğiyle hem doğurup hem de doğurabileceklerine bilmezlikten (cehalet)inanmalarına karşılık babaerkil aşamada erkekler söz konusu inancı bir hezeyan olarak içlerinde yaratmışlardır. Erkeğin bilinç dışında bugün bile ilgili hezeyanın yaşadığı görünmektedir.

  18. Tarihte kadın egemenliğiyle nerede karşılaşmışsa, bu egemenlik daha önce kadını erkek tarafından ezilip baskılanmasına tepki niteliği taşımıştır. Ama egemenliği ele geçirme yolundaki her girişimin ister istemez başarısızlıkla sonuçlanması, bir kez oyunu yadsıyan kadını lanetlenip bir hilkat galebesine dönüşmesinden ve iyilik yerinden kötülük tohumlarını ekip bu tohumların ürünü içmesinden kaynaklanır.

  19. Kurtarıcı bir sevisel bir birleşmeyle egemen delisi kadın, böyle bir deli kanlı tarafından yeniden gerçek kadınlığına kavuşturulur, üstlendiği erkeklik idealinin ezici yükünden kurtarılır, anne rolünde kendisine ilk doğası buyur edilir.

  20. KADININ GÜNÜMÜZ TOPLUMUNDAKİ YERİ Günümüzdeki kadın hareketleri, geçmiştekilere göre ne durumdadır acaba? Çağımızda kadın eşitliği (emansipasyon) konusunda öyle eylemlere rastlamaktayız ki kimi bakımından bunların amazonluktan kalır yanı yoktur. Çağdaş kadın, kolektif bilinç altında geçmiş çağların tüm eğilimlerine barındırmaktadır. İlgili eğilimler her manifest (belirgin) duruma geçebilir. Eşitlik heves ve çabalarının gerisinde erkek üzerinde egemenlik kurma istemi saklı yatar. Ne var ki, erdişilik bir gelecekten yoksundur.

  21. Ama günümüzdeki kadın hareketlerini belirleyici özelliği, kadının binyıllar boyu geri plana itilmesine tepki niteliği taşıması değildir yalnızca.

  22. Söz konusu hareketler aynı zamanda organik bir oluşumdur ve göçüp gitmiş baba, erkek çağlardan doğal bir gelişim sonucu ortaya çıkmıştır: dinsel bakımından Erkek Tanrıların tümüyle tahtlarına alaşağı edilmesi gibi bir durum karşısında bulunduğumuzu söyleyebiliriz.

  23. KIZLIKTAN KADINLIĞA MASAL KIZLARI VE YAZGILARI Her insanın yaşamı bir masala benzer; çokluk öyle bir masal ki katıksız bir mutlulukta yaşamının harikulade ve o eşsiz kapısı ele geçirilemez bir türlü. Biz adem oğullarının yazgısal serüvenini sadece insanlık tarihi ve mitler yansıtmaz, masallarda görür aynı işi, masallarda da aynı yansımayla karşılaşılır.

  24. Masal okuyucusu, masallardaki ilk yaşamsalın esintisini duyar; bu esinti türünden kavrar türünü; kendisine bir dirimsellik bağışlayarak hiçbir posa ve atığa rastlanmayan, her türlü bencillik zincirine yabancı ilk yaşam kaynağının kapılarını aralar.

  25. KARGANIN YUVADAN ATTIĞI YAVRU (Uyuyan Prenses) Masalda Uyuyan Prenses, parmağına iğne batana dek kenarda köşede kalmış, erkeklerin dikkatini çekmemiş bir kızdır. Suçlusu da babadır bunun. Babasının aşırı korkusu ve kızından gözünü hiç ayırmak istememesi böyle bir duruma yol acar.

  26. Ama yüzyıl sonra da Uyuyan Prensesin kenarda kösede kalmış bir kız hayatını sürdürdüğü görülmektedir. Duvarın arkasında dikenli bir çitten oluşan duvarın gerisinde yasar kendisiyle evlenmek isteyen pek çok erkeğin yanına sokulmayı göze almaları, ama bir turlu sokulamamaları da değiştiremez bu durumu..

  27. Dans salonlarında kenarda köşede kalmayı yeğleyen kızlarda da bu durum aynıdır. Bir tek fark varsa, Uyuyan Prenses masalındaki duvar ya da dikenli çit bu kızların yüzündedir. Ama söz konusu duvar bir kızın ruhunda da yükselebilir. Nitekim tedavi için bana başvuran kırk beş yaşındaki Erna da bu durum böyledir. Erna, yalnızca şimdiye kadar evlenmediği ve erkeklerin dikkatine çarpmadan öksüz bir çiçek gibi yaşamıştır. Erna’nın bir ömür boyu ilke edindiği parola;”sakın kendine tümü işe verme, sakın ruhunda uyuyan içgüdüleri uyandırma çünkü düş kırıklığına uğrarsın.”

  28. Böylece Erna Uyuyan Prenses uykusuna yatmıştı; yaşayan bir ölüden geriye kalan bir yönü yoktu. Sürekli erkeklerden kaçmış ve sağa sola bakmadan yaşamıştır…

  29. Dolayısıyla Erna da ötekiler gibi önceden ruhsal yaşamına erkeksi bir biçim vermeye başlamıştır. Ancak bunu hiç kimseye sezdirmemişti. Böylece ne erkek, ne dişi bir kimse gibi yaşamış, man tipinin belirgin örneğini oluşturmuştur Sürekli düş kırıklığı, Erna da bir karakter niteliğine bürünmüştü. Uykusundan uyanıp söz konusu davranışından bir türlü vazgeçememişti; çünkü düş kırıklığı her vakit olay öncesinde yaşanıyor ve sonradan dışa yansıtılıyordu.

  30. Erna gayri meşru bir çocuktu ve bu ilk düş kırıklığıydı onun, bu durum azılı bir yılan gibi bağrında dolaşmaktaydı. Yılanı; günü gelince salacak, kedisine bir vakit gayri meşru çocukla yapılmış gördüğü aşağılamanın büyük öcünü alacaktı. Bir gün düşünde bir kız çocuğu; “vazgeç bu maskaralıktan” demiş ve Erna da “hayır” diye yanıtlamıştı. Dolayısıyla intikam yılanı, benzeri aşağılamanın sonu gelmeyen yenileme zorunluluğu içinde bağrında büyüyüp serpiliyordu, işte böylece Erna Uyuyan Prenses oluyordu.

  31. Erna tıpkı Uyuyan Prenses gibi ergenlik döneminden önceki ve sonraki yaşamı arasında büyük fark vardı ergenlikten önce yaramaz denecek kadar oğlan-kız içine kapanmış çevresini duvarlarla örmüştü.

  32. Dikenli çite takılıp kalan taliplerinin başına gelenlerin aynısı tedavinin ilk evresinde benimde başıma gelmişti. Ancak daha sonraları yumuşamış yeşil bir renk gibi umut dolu bir hale gelmişti. Bundan sonra “yeşil bir umutla” yaşama bağlanmıştı.

  33. PAMUK PRENSES Tüm masallarda yaşamın en büyük doğruları ve gerçekleri saklı yatar. Bizi yöneten ne varsa, bilinçdışımızdadır, bilinçdışımızdır alan etkinliğinin kaynağı.

  34. Bütün dünyayı verseler sevgi olmadıkça, tutsaklığından kurtarılmış özbenin yani bilinçdışına en içsel çekirdeğinin gücü olmadıkça neye yarar! Bir an önce huzuru, ahengi, ve özben den fışkıracak mutluluğu ele geçirmeye bakın. Masalın öyküsü derin bir psikoloji tedavi sürecini yansıtır. Bu arada tıpkı masallardaki gibi kötü hayvan ve insanlar, ejderhalar, yılanlar, kurtlar kötü kapli üvey anneler cadılar büyülenmişliklerinden kurtarılır.

  35. Daha doğum travmasıyla temel yapısı bakımından gelişip ortaya çıkan ben’ imiz masallardaki büyülenmişliklere ve lanetlenmelere benzer bir durumdadır. Uyuyan Prenses yüzyıl süren uykusu sonunda sağlıklı bir değişim geçirirerek karşısındaki korkusunu ve erkeğe karşı kendini savunma girişimlerini, ona karşı içinde beslediği intikam duygularını yaşar aynı durum yedi dağın ardındaki büyük ormandaki, yedi cücelerin yanında Pamuk Prensesin başına gelir.

  36. İki rakip üvey anne arasında kalan yenilgiyle ormana düşer avcıların eline teslim edilir.

  37. Her üç sınavda da Pamuk Prenses kendini beğenmişliğine ve boş hevesliğine (ayakkabı bağı, tarak ,elma ) yenik düşer ve ceza görür. Ama özben’ den kaynaklanan masaldaki gibi iyi güçler yani yedi cüceler imdada yetişir. Pamuk Prenses kraliçeliğe yükselir, Üvey anne hak ettiği cezayı alır.

  38. Anne ve kız rakiptir birbirine. Masallar da ki özellikle kötü annenin üzerine yansıtılır. Uyuyan Prenses masalında da böyledir. Masalda unutulup şölene çağrılmayan on üçüncü peri, anneyi hedef alarak kin duyar. Kral kızının kulede basına gelen kazadan sorumlu olarak yaşlı kadını tutar. Pamuk Prenseste kızına rakip olan kötü kalpli annenin tüm basitliği üvey annenin şahsında gayet açıktır.

  39. KÜLKEDİSİ Kul kedisinin yazgısı Pamuk Prensesin yazgısına benzemektedir. Her ikisinin de bilinçdışında aynı gizli istekler baskılandıkları yerden gün yüzüne çıkarlar.

  40. Pamuk Prensesin de annesi ölür masalda, Pamuk Prenseste kötü kalpli üvey anneyle cezalandırılır. Her iki masal kahramanı da evi siler süpürür, kötü elbiseler giydirilir seslerini çıkarmadan kötülüklerinin cezasını çekerler.

  41. KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ Başkalarına benzemeyen kendine özgü bir kızdır. Nazlı, şirin herkesin sevgisini kazanmış küçük tatlı bir kızdır. Annesi ile babası arasındaki ilişki nedir? Baba konusunda masalda pek bir şey göremiyoruz yalnızca kılık değiştirmiş bir avcı söz konusudur.

  42. Bu avcı kurdun karnından kızı kurtaran baba olabilir. Peki kurt kimdir? Kurt anne midir? Ama masaldan anlaşıldığına göre annesi Kırmızı Başlıklı Kıza yoldan ayrılmamasını yanlış yollara sapmamasını tembihlemiştir. Kırmızı Başlıklı Kız doğru yoldan giderken kurt kılığındaki yaratık kötü kalpli annenin bir parçası mıdır? Bu kötü kalpli anne çocuğunu yer ve bu öyküden anla işte nasıl bir anne olduğunu der Kırmızı Başlıklı Kız. Her ne kadar tembihlerde de bulunsa kurttan geri kalan yanı yoktur diye haykırır bize aslında.

  43. Tanıdığım bir kadın vardı dikkatle masalı dinleyen çocuklarının, neden Kırmızı Başlıklı Kızın ormana gönderildiğini şöyle cevaplamıştır; annesi evde çamaşır yıkarken sıcak suyun üzerine dökülüp haşlanmasından korktuğu için demişti. Bu kadın aynı kaderi paylaştığından soruyu bu şekilde cevaplamıştır.

  44. Öte yandan kurdun karnı Uyuyan Prensesin içinde uyuduğu odaya Pamuk Prensesin içinde yattığı cam tabuta, Külkedisinin mutfağına benzer. Kızın kötü kalpli anne tarafından evden uzaklaştırılması, onu ana karnına geri yollama, yani doğmamış kabul etme anlamına gelir. Kurtta kötü kalpli anne ise bundan artık kuşkumuz yoktur ve geriye dönüş kurdun karnıdır. Bu masalda yine kocaman bir orman ve bir soyutlamayla, gençlerin, büyükler arasına katılma ayinlerinin (initiation) yapıldığı, ergenleştirme süreçlerinin gerçekleştirildiği bir ortamdır.

  45. Yalnızlık içinde geçen sure, ana karnındaki o gelişim sürecine benzer. Her yeni doğuştan önce kapalı bir mekanda, geniş bir ormanda, bir mağarada ya da toprak ananın bağrındaki bir kuyuda, çok vakit bizim masaldaki gibi kurdun karnın oluşturduğu organik bir yerden yani ana rahmini simgelemesi tuhaf değildir. Ana karnı simgesi ana karnına dönüş, yeniden doğuş olarak düşünülebilir. Doğum ise anne ve çocuk için şiddetli sancıların bilinçdışı yenileme zorunluluğunun yasalara göre; ruhsal yeniden doğuş olarak acısız ve üstün bir yenilenme olarak karşımıza çıkmalıdır.

  46. Hayatta karşımıza çıkan tüm sınavları başarmak istiyorsak dert ve sıkıntılara, mutsuzluklara ve acılara evet demeyi öğrenmeliyiz diyen ozanlara ve bazı psikologların görüşlerine karşıt olarak; hayır demeyi savunur derinlik psikolojisi. Ana karnındaki tüm gereksinimlerden uzak yaşamı ve sürekli diriltmeye çalışır onu Nirvanaya ulaştırmaya ve esenliğe kavuşturmaya yöneltir.

  47. Ruhun benin demek daha doğru olur çünkü acının asıl yükü omuzlardadır, üstten aşağıya doğru indikçe özben’imizle öğütsel bilinçdışımızla, gerçek ve en öz ruhumuzla sürekli bir etkinlik içindeki ilişkisinin varlığını görürüz. İç huzura kavuşmak istiyorsak, sözünü ettiğimiz gerçek ve asıl ruhumuzu uykusundan uyandırmamız gerekmektedir. Bu yüzden Kırmızı Başlıklı Kızı yutan kurt korkunç değil bilakis yeni bir doğuşu gerektiren simgedir.

  48. URSULA VE KURT Kadınlar vardır asla dürüst olmayan. Evlenseler, bir kocaya bir yuvaya karışsalar da başarısızdırlar. Herkes tarafından sevilen cici kızlar olarak kalırlar ilerlemiş yaslarına rağmen bu durumlarını korurlar. Saçlarına ilk beyazlıklar düşünce büyük anne yaşamına geçerler. Vaktinden önce kocar, sevilen hala ya da teyze rolünü oynarlar.

  49. Gerek cinsel gerek duygusal, gerekse düşünsel bakımdan soğuk kimselerdir. Erkeklere kene gibi yapışırlar. İçinde bulundukları ruhsal çöküntüden mutsuzluktan erkekleri sorumlu tutarlar. Kırmızı Başlıklı Kız da böyle bir tip gibi görünmektedir. Büyük annesine sevgiyle bağlıdır. İnsan bütün çocukluğu boyunca kimi güçlü bir sevgiyle severse, ilerdeki yaşamında da o sevdiği kişi olur.

More Related