1 / 25

Hastalık Ve Saglık Tedavi

Hastalık Ve Saglık Tedavi. İ dris YAVUZYİĞİT. idrisyavuzyigit@hotmail.com. ALLAH İNSANLARI ÇEŞİTLİ NİMETLERLE RIZIKLANDIRMAKTADIR. وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَةَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ اللّهَ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ “Allahın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız” (Nahl,18)

nura
Download Presentation

Hastalık Ve Saglık Tedavi

An Image/Link below is provided (as is) to download presentation Download Policy: Content on the Website is provided to you AS IS for your information and personal use and may not be sold / licensed / shared on other websites without getting consent from its author. Content is provided to you AS IS for your information and personal use only. Download presentation by click this link. While downloading, if for some reason you are not able to download a presentation, the publisher may have deleted the file from their server. During download, if you can't get a presentation, the file might be deleted by the publisher.

E N D

Presentation Transcript


  1. Hastalık Ve Saglık Tedavi İdris YAVUZYİĞİT idrisyavuzyigit@hotmail.com

  2. ALLAH İNSANLARI ÇEŞİTLİ NİMETLERLE RIZIKLANDIRMAKTADIR وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَةَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ اللّهَ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ “Allahın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız” (Nahl,18) Bizlere sunulan nimetlerin en başında sağlığımız gelmektedir. Rahat, huzurlu ve mutlu bir hayat geçirmenin en temel yolu sağlıktan, sağlıklı olmaktan geçer. Yüce İslam dininin asıl amaçlarından birisi de aklı ve canı korumaktır. Herşeyin insan için yaratılmış olması insanın değerinin büyüklüğüne işaret etmektedir. O halde dinin prensipleri esas alınarak beden ve akıl sağlığına gereken önem verilmelidir. Çünkü sağlık, hem mutlu yaşamanın, hem de maddi ve manevi sorumluluğu yerine getirmenin alt yapısını oluşturmaktadır. Bu nedenle sağlığı bozan her şeyden uzak durulmalı, sağlıklı yaşamak için gerekli tedbirler alınmalı, bu manada dinin emir ve tavsiyelerine de uyularak Allah’ın verdiği bu emanete sahip çıkılmalıdır.

  3. İNSANLARIN ALDANDIĞI İKİ NİMET نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَةُ وَالْفَرَاغُ İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İki (büyük) nimet vardır. İnsanların çoğu onlar hususunda aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit” (Riyazü’s-Salihin, Hadis No:98) مَا يُصِيبُ اْلمُسْلِمَ مِنْ نَصَبٍ وَ لاَ وَصَبٍ وَ لاَ هَمٍّ وَ لاَ حَزَنٍ وَ لاَ اَذًى حَتَّى الَّشوْكَةِ يُشَاكُهَا اِلاَّ كَفَرَ اللهُ بِهاَ مِنْ خَطَايَاهُ "Mümin kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü hatta küçük bir tasa hali isabet edecek olsa, bunlar müminin bir bölüm günahlarına kefâret olur” (Buhârî, Merda, 1. VII, 2. Müslim, Birr, 52)

  4. كلُّ سُلامَى من النّاسِ عليه صدقةٌ، كلَّ يومٍ تطلعُ فيه الشمسُ. قال: تَعْدِلُ بين اثْنَيْنِ صدقةٌ، وتُعينُ الرجلَ في دَابَّتِهِ فتَحْمِلُهُ عليها أو تَرْفَعُ لهُ عليها متاعَهُ صدقة، قال: والكَلِمةُ الطيبةُ صَدَقةٌ، وبِكُلِّ خَطوةٍ تَمشيهَا إلى الصَّلاةِ صَدَقةٌ، وتُميطُ الأذَى عن الطَّريقِ صَدَقَةٌ . "Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: "Güneşin doğduğu her yeni günde kişiye, her bir mafsalı için bir sadaka vermesi gerekir." Buyurdu ki: "İki kişi arasında adâlet yapman bir sadakadır. Kişiye hayvanını yüklemede yardım etmen, onu hayvanına bindirmen ya da eşyasını hayvanının üzerine kaldırman bir sadakadır." Buyurdu ki: "Güzel söz (söylemek) sadakadır. Namaza gitmek üzere attığın her adım sadakadır. Yoldan rahatsız edici bir şeyi kaldırıp atman sadakadır." (Buhârî, Cihâd 72)

  5. HASTALIK DA ŞİFA DA ALLAHTANDIR Kur’an-ı kerim İbrahim aleyhisselamın diliyle bizlere bildiriyor: وَالَّذٖى هُوَ يُطْعِمُنٖى وَيَسْقٖينِ وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفٖينِ “Beni yediren, içiren O'dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.” (şuara 79,80)

  6. أخذ رسُولُ اللّهِ (صلعم) بِمَنْكِبِي وقالَ كُنْ في الدُّنْيَا كأنَّكَ غريبٌ أو عابرُ سبيلٍ .وكان ابن عمر رضى اللّه عنهُما يقولُ: إذَا أمْسَيْتَ فَلا َتَنْتَظِرِ الصَّبَاحَ، وإذَا أصْبَحْتَ فَلا تَنْتَظِرِ المسَاءَ، وخُذْ منْ صحّتِكَ لمرضِكَ، ومنْ حياتِكَ لموْتِكَ. " İbn Ömer (r.a.)'den rivayet edilmiştir: Rasûlullah (a.s) omzumdan tuttu ve: "Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol" buyurdu. İbn Ömer (r.a) şöyle diyordu: "Akşama erdin mi, sabahı bekleme, sabaha erdin mi akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun sırada hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık yap." (Buhârî, Rikak 2; Tirmizî, Zühd 25, (2334).)

  7. İSLAM DİNİ SAĞLIĞI KORUMAK İÇİN PEK ÇOK TEDBİR GETİRMİŞTİR. • Kişinin gusül gerektiği zamanlarda gusletmesi, • Beş vakit, cuma ve bayram namazları için abdestini alması, • Bedeninde, elbisesinde ve namaz kılacağı yerlerdeki pislikleri gidermesi (Hadesten Taharet Ve Necasetten Taharet) namazın farzlarındandır • Uykudan uyanıldığında, • Yemekten önce ve sonra ellerin yıkanılması, • Ağız ve diş sağlığı için Dişlerin her zaman temizlenmesi, • Yemeklerde tıka basa yenmemesi, haram ve helale dikkat, • Kasık ve koltuk altlarının temizlenmesi, • Tırnakların kesilmesi ve temiz tutulması, • Küçük ve büyük abdestten sonra taharet alınması, • Evlerin, işyerlerinin ve çevrenin temiz tutulması, • Birbirimizle olan diyaloglarımızda hep sağ elimizi kullandığımız için temizliğin sol elle yapılması Sevgili peygamberimizin işaret ettiği sünnetlerdendir.

  8. HASTALANMADAN ÖNCE DİKKAT • Temizliğe Dikkat • Beslenmeye Dikkat • Sıcak-Soğuğa Dikkat • Yorulunca Dinlen • Spor Yap ve Temiz Hava Al • Çocukların Aşılarını Zamanında Yaptır • Sigara, Alkol ve Uyuşturucudan Uzak Dur • Trafik işaret ve İş Yeri Kurallarına Uy • Sosyal İlişkilerde Dikkatli Ol وَلاَ تُلْقُواْ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ  “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” (Bakara, 195)

  9. ZARARLI ŞEYLERDEN UZAK DUR Sağlığı korumanın temel kıstaslardan biri hastalığa düşmemizi kolaylaştırıcı zararlı şeylerden uzak durmaktır. Yüce Dinimizde sağlığa zararlı olacak şeyleri haram kılmış ve bunlardan uzak durmamız için bizlere tavsiyede bulunmuştur. Adı ve tadı farklı da olsa sarhoşluk veren her şey alkol, esrar, eroin vb. gibi uyuşturucu maddeler Dinimizde haram kılınmıştır. إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ اللّهِ وَعَنِ الصَّلاَةِ فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ “Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?” (Maide, 91)

  10. Yüce dinimiz ruh sağlını koruyucu birçok tedbir almıştır. • Allah’a iman etmek, • Tevekkül inancıyla yaşamak, • Başımıza gelen olayları sabırla karşılamak • İnançsızlık, haset, kin ve intikam hissi, öfke, yalan, • Dünya malı ve makam hırsı, • Kıskançlık gibi hususlar ise ruhu yıpratıcı duygulardandır. • Ruhu koruma altına almak için abdest, namaz, oruç tavsiye edilmiş, • Kuran okumakla da ruhun sükûnete erdirilmesi arzu edilmiştir.

  11. STRESTEN, KORKU VE ÜZÜNTÜLERDEN UZAK DUR Stresten, korku ve üzüntülerden kurtulmanın en temel yolu Allaha İmandır. İnançlı bir kalp huzur içerisindedir. İmanlı olan insan, Allah’ın kendisini asla zorluklar içerisinde bırakmayacağını, kendisine gücünün yetmediği şeyler yüklemeyeceğine ve başına sıkıntı geldiği zamanda kendisini yalnız bırakmayıp destekçi olacağına inanır. Nitekim bütün Peygamberlerin hayıtı ve Özellikle Sevgili Peygamberimizin hayıtı bunun en güzel ispatı değimlidir.

  12. EYYUB PEYGAMBERİ HATIRLAYALIM Eyyub peygamberin bedenine, malına ve ev halkına bela isabet etmiş ve 18 yıl sıkıntılı günler geçirmiştir. Eyyub (a.s), hastalığının ve sıkıntısının iyileşmesi için Allah'a dua etmiş, وَاذْكُرْ عَبْدَنَا اَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُ اَنّٖى مَسَّنِىَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ اُرْكُضْ بِرِجْلِكَ هٰـذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ “(Resûlüm!) Kulumuz Eyyub'u da an. O, Rabbine: Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi, diye seslenmişti. Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su (dedik).” (Sad, 41-42) Allah'ın emri üzerine ayağını yere vurmuş çıkan sudan içip yıkanmış iç ve dış bütün hastalıkları iyileşmiş ve sıkıntıları gitmiştir.

  13. TEDAVİ OLMAK إنَّ اللّهَ تَعالى أنْزَلَ الدَّاءَ وَالدَّوَاءَ، وَجَعلَ لِكُلِّ دَاءٍ دَوَاءً، فَتَدَاوَوْا وَلَا تَتَدَاوَوْا بِحَرَامٍ Ebu'd Derda (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâlâ Hazretleri hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç varetmiştir. Öyleyse tedavi olun. Ancak haram olan şeyle tedavi olmayın.“(Ebu Dâvud, Tıbb 11, Tirmizî, Tıb, 2) Müslüman, hastalıktan kurtulmak için tedavi yollarını aramalıdır. Zira hastalığı veren Allah, şifasını da yaratmıştır. Sevgili Peygamberimiz hastalandığında tedavi olmuş ve ümmetine de tedavi olmalarını tavsiye etmiştir. Beş şey gelmeden, beş şeyi ganimet bil: 1-Yaşlılıktan önce gençliği, 2-Hastalıktan önce sağlığı, 3-Fakirlikten önce zenginliği, 4-Meşguliyetten önce boş vakti 5-Ölümden önce hayatı اِغْتَنِمْ خَمْسًا قَبْلَ خَمْسٍ: شَبَابَكَ قَبْلَ هَرَمِكَ وَصِحَّتَكَ قَبْلَ سَقَمِكَ وَغِنَاءَكَ قَبْلَ فَقْرِكَ وَفَرَاغَكَ قَبْلَ شُغْلِكَ وَحَيَاتَكَ قَبْلَ مَوْتِكَ

  14. TEDAVİDE FİİLİYAT VE KAVLİ DUA سُئِلَ رَسُولُ للّهِ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أرَأيْتَ أدْوِيَةً نَتَدَاوَى بِهَا وَرُقًى نَسْتَرْقِي بِهَا وَتُقى نَتَّقِيهَا هَلْ تَرُدُّ مِنْ قَدَرِ اللّه شَيْئاً؟ قَالَ: هِيَ مِنْ قَدَرِ اللّهِ . Ebu Hizâmeradıyallahuanh anlatıyor: "(Bir gün, Resûlullahaleyhissalâtu vesselâm'a: "Tedavi için kullandığınız ilaçlar" şifa isteğiyle okunan dualar ve (düşmanlardan) korunmak için kullandığımız koruyucu şeyler hakkında ne dersiniz, bunlar Allah'ın kaderinden bir şeyi geri çevirip değiştirir mi?" diye sormuşlardı."Bu saydıklarınız da Allah'ın kaderindendir" diye cevap verdi.“ (İbn. Mace, Tıbb 1, ( II,1137)) Fiili dua olan tedavimizi yaptırmanın yanı sıra sözlü duamızı da eksik etmemeli, bize gelen hastalıklar için sabrederek, “Ey Rabbim! Şifa veren sensin bana şifa ver” diye duada bulunmalı, Kuran okumalıyız. Çünkü Kuran Müminlere ayrıca bir şifa olarak ta indirilmiştir. « اللَّهُمَّ ربَّ النَّاسِ ، أَذْهِب الْبَأسَ ، واشْفِ ، أَنْتَ الشَّافي لا شِفَاءَ إِلاَّ شِفَاؤُكَ ، شِفاءً لا يُغَادِرُ سقَماً » Âişeradıyallahuanhâ’dan rivayet edildiğine göre Nebîsallallahu aleyhi ve sellem, aile fertlerinden biri hastalanınca, sağ eliyle hastayı sıvazlar ve şöyle dua buyururdu: “Bütün insanların rabbı olan Allahım! Bunun ıstırabını giderip, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Buna, hiçbir hastalık izi bırakmayacak şekilde şifa ihsan et!” (Riyyazü’sSalihin C.4, Hadis:904; Buhârî, Merdâ 20,38,40; Müslim, Selâm 46-49)

  15. TEDAVİDE FİİLİYAT VE KAVLİ DUA «ضَعْ يَدَكَ عَلى الذي يَأْلَمُ مِن جَسَدِكَ وَقلْ : بِسمِ اللَّهِ ثَلاثاً وَقُلْ سَبْعَ مَرَّاتٍ : أَعُوذُ بِعِزَّةِ اللَّهِ وَقُدْرَتِهِ مِن شَرِّ مَا أَجِدُ وَأُحاذِرُ » Ebû Abdullah Osman İbni Ebül-Âs radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, (müslüman olduğundan beri) vücüdunda hissettiği bir ağrıdan dolayı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e şikâyette bulundu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de ona şunu tavsiye etti: - “Vücudunun ağrıyan yerine elini koy ve üç kere “bismillah” de, yedi kere de ‘bendeki bu hastalığın şerrinden ve ileride yenileyip elem ve hüzün vermesinden Allah’ın izzet ve kudretine sığınırım’ de!” (Riyyazü’s Salihin C.4, Hadis:907; Müslim, Selâm 67) Hasta ziyareti (iyâdet-i marîz), hastanın hal ve hatırını sormak, gönlünü almak ve gücü yettiğince ihtiyaçlarını karşılamak demektir. Bu çerçevede hasta ziyareti müekked sünnettir. Vâcip olduğu görüşünde olan âlimler de bulunmaktadır. Bir hastayı, bulunduğu yerleşim biriminde hiç kimse ziyaret etmez ve ihtiyaçlarını karşılamazsa, orada yaşayan bütün müslümanlar bundan sorumlu olur . Böylelikle tıpkı aç olanı doyurmak ve esiri esaretten kurtarmak gibi hasta ziyareti de farz-ı kifâye hükmünü alır.

  16. HASTAYI ZİYARET ETMEK عَائِدُ الْمَرِيضِ فِي مَخْرَفَةِ الْجَنَّةِ حَتَّى يَرْجِعَ Peygamberimiz(sav)buyuruyorki: Hasta ziyaret eden kimse, ziyaretten dönünceye kadar cennet bahçesindedir.”(Müslim) حقُّ الْمُسْلمِ عَلَى الْمُسْلِمِ خمسٌ : رَدُّ السَّلامِ ، وَعِيَادَةُ الْمرِيضَ ، واتِّبَاعُ الْجنَائِزِ ، وإِجابة الدَّعوةِ ، وتَشمِيت العْاطِسِ “Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selamına karşılık vermek, Hastalandığında ziyaret etmek, Öldüğünde cenazesine katılmak, Davet ettiği zaman davetine icabet etmek, Aksırdığı zaman Allah’tan rahmet dilemek.” اَطْعِمُوا الْجَائِعَ وَعُودُوا الْمَرِيضَ “Açları doyurun, hastaları ziyaret edin” (Buhârî, Merdâ, 4)

  17. إنَّ الله عزَّ وجل يَقُولُ يَوْمَ القيَامَة : « يَا ابْنَ آدَمَ مَرضْتُ فَلَم تَعُدْني ، قال : ياربِّ كَيْفَ أعُودُكَ وأنْتَ رَبُّ العَالَمين ؟ قال : أمَا عَلْمتَ أنَّ عَبْدي فُلاَناًَ مَرِضَ فَلَمْ تَعُدْهُ ، أمَا عَلمتَ أنَّك لو عُدْته لوجدتني عنده ؟ يا ابن آدم اطعمتك فلم تطعمني ، قال : يا رب كيف أطعمك وأنت رب العالمين ، قال : أما علمت أنه استطعمك عبدي فلان فلم تطعمه أما علمت أنك لو أطعمته لوجدت ذلك عندي ؟ يا ابن آدم استسقيتك فلم تسقني ، قال : يارب كيف اسقيك وأنت رب العالمين ؟ قال : استسقاك عبدي فلان فلم تسقه ، أما علمت أنك لو سقيته لو جدت ذلك عندي ؟ » رواه مسلم . Yine EbûHüreyreradıyallahuanh’den rivayet edildiğine göre Resûlullahsallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “ Allah Teâlâ kıyâmet gününde şöyle buyurur: -“Ey âdemoğlu! Hastalandım, beni ziyaret etmedin”. Âdemoğlu: - Sen âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl ziyaret edebilirdim? der. Allah Teâlâ: -“Falan kulum hastalandı, ziyaretine gitmedin. Onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulurdun. Bunu bilmiyor musun? Ey Âdemoğlu! Beni doyurmanı istedim, doyurmadın” buyurur. Âdemoğlu:- - Sen âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl doyurabilirdim? der. Allah Teâlâ: - “Falan kulum senden yiyecek istedi, vermedin. Eğer ona yiyecek verseydin, verdiğini benim katımda mutlaka bulacağını bilmez misin? Ey Âdem oğlu! Senden su istedim, vermedin” buyurur. Âdemoğlu: - Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken ben sana nasıl su verebilirdim? der. Allah Teâlâ: - “Falan kulum senden su istedi, vermedin. Eğer ona istediğini verseydin, verdiğinin sevâbını katımda bulurdun. Bunu bilmez misin?” buyurur. (Riyyazü’sSalihin C.4, Hadis:898; Müslim, Birr 43)

  18. Saîd İbni Ifâka diyor ki, Hz. Ali bir sabah elimi tuttu, “Haydi seninle Hasan’ı ziyaret edelim” dedi, gittik. Ebû Mûsâ’yı hastanın yanında bulduk. Hz. Ali ona; - Ey Ebû Mûsâ! Hastayı ziyaret niyetiyle mi yoksa şöyle bir uğrayıvermiş olmak için mi geldin? diye sordu. Ebû Mûsâ: • “Hastayı ziyaret için geldim” dedi. Bunun üzerine Hz. Ali, Resûlullah’tan bu (901 nolu) hadisi duyduğunu orada Ebû Mûsa’ya müjdeledi. • ما من مسلم يعود مسلماً غدوة إلا صلى عليه سبعون ألف ملك حتى يمسي ، وإن عاده عشيةً إلا صلى عليه سبعون ألف ملكٍ حتى يصبح ، وكان له خريف في الجنة » • Ali radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim demiştir: • “Bir müslüman, hasta olan bir müslüman kardeşini sabahleyin ziyarete giderse, yetmiş bin melek akşama kadar ona rahmet okur. Eğer akşamleyin ziyaret ederse, yetmiş bin melek onun için sabaha kadar istiğfar eder. Ve o kişi için cennette toplanmış meyveler de vardır.” (Riyyazü’s Salihin C.4, Hadis:901; Tirmizî, Cenâiz 2.

  19. Ziyaret için uygun bir zaman seçip, Hasta evinde ise izin alınarak ve selâm verilerek; Hastanede ise ziyaret saatlerinde ziyaret edilmelidir. • Hastaya sağlık ve şifa dileğinde bulunup, iyi ve moral verici sözler söylemeliyiz.“Hastanın yanına girdiğiniz zaman iyileşeceğini söyleyiniz.” (Tirmizi, Tıp) • Özürlü, engelli ve hasta insanlara itibar ve iltifat etmek, onlara değer vermek, söz ve davranışla onları onure etmek onların morallerinin iyileşmesine katkı sağlayacaktır • Peygamberimiz ziyaretlerinde hastaları teselli ederken şöyle buyurduğu: “İnşallah bu hastalık günahlarına kefarettir.” (Buhari, Menakıp, Merda, 10) gibi bizlerde söylemeliyiz. • Hasta ziyaretlerimizi kısa tutmalı, Hastayı bir anda çok kişi ziyaret etmemeli, Hastayı üzecek, moralini bozacak ve onu yoracak söz ve davranışlardan sakınmalıyız. • Bulaşıcı bir hastalığı olanların hasta ziyareti yapmaması; doktoru tarafından ziyaretinde sakınca görülen hastaların ziyaret edilmemesi gerekir. HASTA ZİYARETİNDE UYULMASI GEREKEN KURALLAR

  20. Hastaya dua etmeliyiz. Hz. Aişe validemizin bildirdiğine göre Peygamberimiz (s.a.s.); aile fertlerinden biri hastalandığı zaman sağ eliyle hastayı sıvazlayıp; “Ey bütün insanların Rabbi olan Allahım! Bu hastanın ıstırabını gider ve ona şifa ver. Şifayı veren ancak Sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Bu hastaya öyle bir şifa ver ki, onda hiçbir hastalık izi kalmasın.” diye dua etmiştir. (Buharî, Merdâ, 20) • Hastaların Tedavilerinde onlara Yardımcı Olmalıyız. Zayıfların, düşkünlerin, fakir ve yoksulların gerçek dostu ve hâmisi olan Peygamberimiz engellilere yapılacak her türlü yardım ve desteğin bir sadaka olduğunu bildirmiştir. Peygamberimiz “Kişi başkasının yardımında bulundukça Allah da ona yardım eder.” (RiyazüsSalihinTercemesi, I, 254) • Hasta ölüm yatağına düşmüş ise, ona duyurmak için yanında kelime-i şehadet telkin etmeliyiz. (Buhârî, İsti’zân, 29) Peygamberimiz, “Kim, ‘lâ ilâhe illallah’ tevhit kelimesini bilerek ölürsü cennete girer” buyurmuştur. (Müslim, İman, 43 ) • Hasta uzakta ise veya gidilip ziyaret edilemiyorsa, kişi, mektup, telefon gibi haberleşme araçları ile selâm, sağlık ve şifa dilekleri iletilerek bu görev yerine getirmeliyiz. HASTA ZİYARETİNDE UYULMASI GEREKEN KURALLAR

  21. HASTALIK DA ŞİFA DA ALLAHTANDIR • Sağlıklı bir hayat sürdürebilmenin iki temel yolu vardır. • Hastalanmadan önce sağlığı koruma, • Hasta olduğumuz zaman eski sağlığımıza dönebilmemiz için tedavi olmaktır. • Hasta olan kişi her zaman ziyarete, ilgi ve desteğe muhtaçtır. Hastaları sık sık arayıp bulmak, sıkıntılarını gidermek, hiç olmazsa güler yüz göstermek, onlarla konuşmak, teselli vermek çok önemlidir. Kısa bir süre de olsa sıkıntı ve üzüntülerini hafifletmiş olur. Peygamberimiz hastayı ziyaret ettiğinde onu teselli eder ve onun için niyazda bulunarak “İnşallah iyileşeceksin” (Riyazüs Salihin Tercemesi, II, 769) der. Çünkü o insanlara karşı çok hassas, şefkatli ve merhametliydi. Kur’an-ı Kerim • عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ • “Sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün ve müminlere karşı çok şefkatlidir. (Tevbe, 9/128) Onun bu düşkünlüğü müminlerin sıkıntılı ve hastalıklı zamanlarında daha çok artmıştır. Hastaları ziyaret ederken şefkatli ve nazik davranışı bütün müminler için örnek teşkil etmiştir. Müminlerin müminlere karşı nasıl davranması gerektiğini dile getirirken hasta ziyaretine ayrı bir önem vermiştir. • “Yeryüzündeki varlıklara merhamet ve şefkat ediniz ki Allah da size merhamet etsin.” (Keşfü’l-Hafa, I, 109)

  22. اَيَحْسَبُ الإنْساَنُ اَنْ يُتْرَكَ سُدىً “ İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.” (Kıyame suresi : 36 ) SORUMLUYUZ; Allah’a karşı sorumluyuz, Ebeveyne karşı sorumluyuz, Aileye (eş ve çocuklar)karşı sorumluyuz, Memleketine karşı sorumluyuz, Kendimize karşı sorumluyuz. Sağlığı Korumanın Yolları Temizlik Beslenme Spor Yapma (Vücudun Hareket Etmesi) Hastalıklara Karşı Tedbir Alma Teşhis Ve Tedavinin Lüzumu ثُمَّ لَتُسْألُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمٍ Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz? “ (Tekasür suresi :8) Kanuni sultan Süleyman bir nefes alıp verecek kadar sağlık içinde olmanın;dünyanın bütün imkanlarından daha değerli olduğunu şöyle ifade eder. “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

  23. Esas ben hasta imişim Bir zaman Cüneyd-i Bağdâdî'nin gözlerinde ağrı meydana geldi. Tabib çağırdılar, gelen tabib, hıristiyan idi. Muâyene edip; "Gözlerinize su değdirmeyeceksiniz." dedi.  Cüneyd-i Bağdâdî; "Su değdirmesem nasıl abdest alırım?" deyince, tabib; "Gözleriniz size lâzım ise su değdirmeyeceksiniz." dedi. Cüneyd-i Bağdâdî abdest alıp namaz kıldı ve namazdan sonra bir mikdâr uyudu. Uyandığında gözlerinde hiç ağrı kalmamıştı. O anda duyduğu ses; "Yâ Cüneyd! Sen bizim için gözlerini fedâ ettiğin için, biz de senden o ağrıyı aldık." diyordu. Bir zaman sonra hıristiyan tabib tekrar geldi. Baktı ki gözleri tamâmen iyi olmuş. Hayret edip; "Nasıl yaptın da iyi oldu?" dedi. Cüneyd-i Bağdâdî olanları anlatınca, Cüneyd-i Bağdâdî'nin elini öpüp îmân etti ve; "Esas ağrıyan göz sizinki değil benim gözlerim imiş. Hakikatleri göremiyen ben imişim" dedi.  “Sunnetinİcin Ya Rasulellah!” (Cemaat katılmak için şuur gerekir) İki gozu kor olan bir zat vakit namazlarını cemaatle kılmaya ozengosterir. Bir keresinde bu zat camiye giderken duser ve bası yaralanır. Eve donuncehanımı kendisine cıkısır. “Sen amasın evinde kıl! ”Ama hanımına soyle cevap verir: “Onun sunneti uğruna değil basım vucudumparcalansa az gelir.” Ama dusup yaralandığı gunungecesinde Efendimizi ruyasındagorur. Efendimiz ona :“Hanımınla nicinmunakasa ettin” diye sorar. Ama :“Sunnetinicin ya Rasulellah “diye cevap verir. Efendimiz amanın gozlerini sıvazlayıp goz nurunu iade eder. (KursudenGonullere Hikmet Pırıltıları, Mehmet ERGUN, S.18)

  24. KÖTÜRÜM ADAMIN ŞÜKRÜ VE İSA PEYGAMBER İsa Aleyhisselam bir ağacın altında dua eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu: “Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!..”  Hazret-i İsa kötürüm adama yaklaştı: “Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor? Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?” Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki: “Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple Onu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de ona şükrediyorum.” Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde Onu tanıma sevinci, dilinde de Ona şükretme mutluluğu yoktur. Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü nasip eylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da: “Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun! Diye teşekkürden kendimi alamıyorum.” Kafa gözü kapalı da olsa kalp gözü açık olan bu adama yaklaşan İsa aleyhisselam: “Ver şu elini öyle ise!” diyerek elinden tutar, eğilerek görmeyen gözlerinden öper. Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır.Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:

  25. “Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygamber değil misin?” der. İsa Peygamber:  “Belli olmuyor mu ?” deyince: “Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil”, der. Tebessüm eden Hz. İsa:“Sen hele bir ayağa kalkmayı dene!” Deyince, silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar. Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur: “Ey Allahın Nebisi, sendeki bu mucizeler de Ondan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, Ona şükredeyim”, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki: “Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak da lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?” Bu sırada çevreden toplanan halk, gösterdiği bu mucizelerden dolayı İsa Aleyhisselamın elini öpmek isterler. AmaAllahın Nebisi işaret eder: “Benim değil secdedeki şu kötürüm adamın elini öpün!..” Derler ki:“Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiç birimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık.” Öyle ise, der, tefekkür edin, siz de düşünün. Sözünü şöyle bağlar Allahın Nebisi: “Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır!”

More Related