1 / 29

KUR’ÂN’A ABDESTSİZ DOKUNULUR MU?

KUR’ÂN’A ABDESTSİZ DOKUNULUR MU?. Feyzullah YILMAZ İhtisas 4. Dönem. VÂKIA SÛRESİ 77–79. ÂYET-İ KERİMESİNİN NÜZÛL SEBEBİ ve SİYÂK-SİBÂKIYLA BAĞLANTISI. 75. Hayır, yıldızların yerleri üzerine yemin ederim ki 76. Gerçekten bilseniz bu, büyük bir yemindir.

yves
Download Presentation

KUR’ÂN’A ABDESTSİZ DOKUNULUR MU?

An Image/Link below is provided (as is) to download presentation Download Policy: Content on the Website is provided to you AS IS for your information and personal use and may not be sold / licensed / shared on other websites without getting consent from its author. Content is provided to you AS IS for your information and personal use only. Download presentation by click this link. While downloading, if for some reason you are not able to download a presentation, the publisher may have deleted the file from their server. During download, if you can't get a presentation, the file might be deleted by the publisher.

E N D

Presentation Transcript


  1. KUR’ÂN’A ABDESTSİZ DOKUNULUR MU? Feyzullah YILMAZ İhtisas 4. Dönem

  2. VÂKIA SÛRESİ 77–79. ÂYET-İ KERİMESİNİN NÜZÛL SEBEBİ ve SİYÂK-SİBÂKIYLA BAĞLANTISI 75. Hayır, yıldızların yerleri üzerine yemin ederim ki 76. Gerçekten bilseniz bu, büyük bir yemindir. 77. Şüphesiz o, şerefli bir Kur'ân'dır. 78. Korunmuş bir kitaptadır. 79. Ona ancak arınmış olanlar dokunabilir. 80. Âlemlerin Rabbinden indirilmedir. 81. Siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz? 82. Rızkınızı yalanlamakla mı çıkarıyorsunuz? Bu âyet-i Kerîme ile ilgili Tefsir kitaplarında yapmış olduğumuz detaylı inceleme neticesinde âyetin özel olarak bir nüzûl sebebinin olmadığının tespit etmiş bulunmaktayız. Ancak, bu âyetin sibâkında yer alan Vâkıa Sûresi 75. âyet-i kerimesi ile başlayan bölüm hakkında şu sebeb-i nüzûl aktarılmaktadır, ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’deki sâir âyetlerle bağlantılı olarak siyâk ve sibâk açısından bu âyet şöyle değerlendirilebilir:

  3. Saîd bin Muhammed el-Müezzin kanalıyla İbn Abbas’tan rivayete göre o şöyle anlatmış: Hz. Peygamber zamanında bir gün yağmur yağmıştı. Rasûlullah (sav): "İnsanlardan bir kısmı (bu yağmur sebebiyle) Allah'a şükreden bir kul olurken diğer bazıları da kâfir oldular. Şükreden kul olanlar: "Bu yağmur Allah'ın bir rahmetidir ki bize vermiştir." diyenlerdir. Kâfir olanlar ise: "Falan yıldızın kayması (veya doğması) ile bu yağmur yağdı." diyenlerdir." buyurdu ve işte bunun üzerine bu âyet-i kerimeler nazil oldu

  4. Müslim'deki başka bir rivayette Hz. Peygamber (sav) bu sözü Hudeybiye'de geceleyin yağan bir yağmurun akabinde kıldırdığı sabah namazından sonra söylemiştir İbn Abbas’tan rivayet olunur ki Hz. Peygamber (sav) bir sefere çıkmış ve bir yerde konaklamışlar, susamışlar, yanlarında su da kalmamış; gelip Hz. Peygamber (sav)'e bu durumdan şikâyette bulunmuşlar. Hz. Peygamber (sav): "Şimdi ben dua etsem de size yağmur yağdırılsa bir kısmınız belki de: "Filân yıldızın kaymasıyla (veya doğmasıyla) bize bu yağmur yağdırıldı." diyeceksiniz." buyurdular. Ashabı: "Ey Allah'ın elçisi, şimdi yıldızların kayma zamanı değil ki." dediler. Hz. Peygamber (sav) kalktı, iki rekât namaz kıldı ve Allah'a (kendilerine yağmur yağdırması için) dua etti de bir rüzgâr çıktı, sonra bir bulut geldi ve onlara yağmur yağdırıldı da derelerden sular aktı ve su kırbalarını doldurdular. Sonra Rasûl-i Ekrem, elindeki su kabını doldurmaya çalışan birisine uğradı. O kişi: "Bu, Allah'ın rızkındandır." demek yerine: "Bize filân yıldızın kaymasıyla yağmur yağdırıldı." diyordu. İşte bunun üzerine Allah Tealâ: "Rızkınızı yalanlamakla mı çıkarıyorsunuz?" âyet-i kerimesini indirdi

  5. Suyûtî bu olayın Tebük Gazvesi'nde meydana geldiği ve "Bize filân yıldızın kaymasıyla yağmur yağdırıldı." diyen kişinin de münafıklığı ile tanınan birisi olduğu ayrıntılarına yer vermiştir[1 “O, elbette değerli bir Kur’ân’dır, Saklı bir Kitaptadır ki ona temizlerden başkası dokunmaz. (O), Âlemlerin Rabb'inden indirilmiştir.” “(O öğüt) sahifeler içindedir: değer verilen, Saygı ile yükseltilen, tertemiz (sayfalar) Yazıcıların ellerinde: Değerli, iyi (yazıcıların).” “Hayır, (Kur'ân, onların dedikleri gibi bir söz değil), o şerefli bir Kur’ân’dır. Korunan bir levhada (yazılı)dır.” Şu'arâ: 26/197, Ahkaf: 46/10'da İsrâîloğulları bilginlerinin inen Kurân'ı tanıyıp bildikleri; Ankebût: 29/45, Ra'd: 13/37nci âyetlerde daha önce Musa'ya vahyedilmiş olan Kitâb'ın, Hz. Muhammed'e de Arapça olarak vahyedildiği; ondan kendisine vahyedilenleri okuması; bu vahyedilenlerin, kendilerine bilgi (yani Kitâb ilmi) verilmiş olanların göğüslerinde (belleklerinde) bulunan açık açık âyetler olduğu; Ra'd: 13/43'de kendilerine ilim verilmiş olanların Kur'ân'ın vahiy olduğuna tanıklık ettikleri; Bakara: 2/146'da Kitâb ehlinin, Kur'ân'ı, oğullarını tanıdıkları gibi tanıdıkları bildirilmektedir. Bunların Kur'ân'ı tanımaları, doğruluğuna tanıklık etmeleri, Kur'ân'da anlatılanların, kendi Kitaplarındakilere uyduğunu bilip buna tanıklık etmeleridir. Çünkü A'lâ: 87/18–19 ve Necm: 53/36-37'nci âyetlerinde vahyedilen bu gerçeklerin, İlk Sahîfelerde, yani İbrâhîm’in ve Musa'nın sahîfelerinde mevcut olduğu; Fâtır: 35/31, En'âm: 6/92, Ahkaf: 46/12, 30, ve 46, Bakara: 2/41, 89, 91, 97,101, Âl-i İmrân: 3/3, Nisa: 4/47, Mâide: 5/48'nci âyetlerde Kur'ân'ın, kendinden önceki Kitâb'ı doğrulayıcı ve ona uygun olarak indirildiği bildirilmektedir.

  6. Bütün bu deliller karşısında, Abese: 80/13–14. âyetlerinde anılan Suhuf-i Mükerreme'nin, Burûc: 85/22'de anılan Levh-i Mahfuz'un ve Vâkı'a: 56/78'de anılan Kitâb-ı Meknûn'un, Musa'ya verilen Tevrat'ın orijinal levhaları olduğu kanâatindedir ATEŞ Hoca. İşte bilim adamlarının ellerinde özenle saklanan o levhalarda (sahîfelerde) bulunan temel bilgiler, Hz. Muhammed'e, Arapça Kur'ân olarak vahyedilmiştir. Tabii bizim kastımız, sonradan katmalara, tahriflere uğramış Tevrat değil, tahrife uğramamış asıl Tevrat'tır. Zaten Kur'ân 'da insanlar tarafından o Kitâblara katılmış şeyler anlatılmaz. Kur'ân, o Kitâb'ın hikmetlerini, âyetlerini katmalardan ayıklayarak anlatır. O Kitâpta anlatılan, peygamberlere yakışmayacak haller, fiiller Kur'ân'da anlatılmaz. Demek ki bu âyetlerdeki suhuf, Kur'ândan önceki Kitâb'ın yani Tevrat ve eklerinin sayfaları, bölümleri, sefere de onu yazıp koruyan veya taşıyan din adamlarıdır. Kitabın yazıcıları değil, onu koruyan ve uygulayanlardır. Çünkü: "De ki: "Öyleyse Musa'nın, insanlara nur ve yol gösterici olarak getirdiği -ki siz onu parça parça kâğıtlar haline getirip gösteriyorsunuz, çoğunu da gizliyorsunuz- ve ne sizin, ne de babalarınızın bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitâb'ı kim indirdi?" âyetinde belirtildiği üzere Yahûdîler Tevrat'ı özel yerlerde saklıyorlardı. İşte bunun için o Kitâb, Levh-i Mahfuz (saklanan levha), Kitâb-ı Meknûn (saklı Kitâb) olarak nitelendirilmiştir.

  7. Buna göre Kur'ân-ı Kerîm'i tutabilmek için abdestli olmak gerekir. Fakat buradaki Kitâb-ı Meknûn'u veya Burûc Süresindeki Levh-i Mahfuz'u -ki ikisi de aynı anlamdadır- Kur'ân'ın, kendisinden indirildiği, gökteki asıl nüsha olarak tefsir edenler, ona el süren temizlerin, melekler olduğunu söylemişlerdir. O nüshaya ancak tertemiz melekler dokunabilir. Kur'ân'ı da ancak Cebrâîl, oradan alıp indirmektedir[. Herhangi bir cinin, şeytanın o Levh-i Mahfuza (saklı kitaba) yaklaşması mümkün değildir. Hz. Muhammed'e gelen bu Kur'ân, bir cin, şeytan sözü değil, meleğin, Allah tarafından indirdiği İlâhî sözlerdir. Buna göre âyette Kur'ân'a dokundukları bildirilen tertemizler, melekler olduğu için insanların Kur'ân'ı abdestsiz tutmalarında bir sakınca yoktur. Çünkü insanlar melek değillerdir ki temiz olmaları gereksin. Selmân-ı Fârisî gibi bazı sahâbîler, bu görüştedir.

  8. VÂKIA SÛRESİ 77–79. ÂYETLERİN NAHİV AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ A. فى كتاب مكنون’dan Kasıt: 1. «Korunmuş bir kitaptadır» cümlesi Kur'an'ın vasfıdır. Yani o, meleklerden gelen mukarriblerden başkasından korunmuş bir kitaptır. O zaman bu kitaptan maksat Levh-i Mahfuz olur. 2. Bazıları «Tebdil ve tağyirden korunmuş bir kitaptır demektir» demişlerdir. O zaman bu, Müslümanların elindeki Kur'an'ın vasfıdır ve bu cümle gaybten haber vermeyi kapsamaktadır. Zira bu ayet indiği zaman mushaflar henüz yoktu. 3. «Kitap'tan maksat Tevrat ve İncil'dir». Ona «Meknun»; yani korunmuş vasfı vermek o zaman muğlak olur. 4. Bazılarına göre فى كتاب kelimesi\ kerim kelimesine bağlıdır. O vakit ayetin mânâsı «Kur'an kâfirlerin katında kerim sayılmasa dahi Levh-i Mahfuzda kerimdir» demek olur. 5. İbn Kayyım’a göre: Bu kitap, meknun olarak sıfatlandırıldı. Meknun da, gözlerden uzak bulunan nesne demektir. Bu ancak meleklerin elindeki sahifeler hakkında bahis konusudur.

  9. 6. Kurtubi’ye göre. Yüce Allah'ın: "Korunan bir kitaptadır" buyruğu Allah nezdinde korunan bir kitaptır demektir. Batıldan korunan ve koruma altına alınan, diye de açıklanmıştır. Buradaki "kitap"tan kasıt semadaki kitaptır. 7. Fahrettin Razi’ye göre: En doğru izaha göre, bununla "Levh-i Mahfuz" kastedilmiştir. Bunun delili, "Aksine o, yüce bir Kur'an'dır, Levh-i Mahfuz'dadır"[ ayetidir. 8. "Levh-i Mahfuz" hususî melekler hariç, hiç kimsenin muttali olamayacağı ve ancak, tertemiz kimselerin seyredebileceği, gözlerden mahfuz bir şeydir. Kur'ân'a gelince, Kur'ân da, onu değiştirmek niyetiyle olan kimselerin bakışlarından tahrif edicilerin ellerinden, daima ve her zaman saklı, örtülü ve mahfuzdur, korunmuştur. 9. Süleyman ateş’e göre: a. Cenâb-ı Hakk'ın yanında korunmuştur. b. Her türlü bâtıldan, boş ve anlamsız sözden uzak tutulup muhafaza edilmiştir. c. Onun aslı, kaynağı, gökte saklıdır. d. Bütünü «Levh-i Mahfuz»da korunmaktadır ve ancak oradan alınıp parça parça indirilmiştir. e. Tevrat ve İncil'de anılmıştır. f. Elimizdeki mushaflarda titizlikle korunmuştur ve korunmaktadır. 10. «Kitab-ı Meknûn»dan maksat, Mushafta toplanan Allah Kelâmı'dır. Nitekim Hz. Ömer, henüz İslâm'a girmeden önce, kız kardeşinden Kur'ân yazılı sahifeleri isteyip eline alarak bakmayı teklif edince, kız kardeşi ona: «Hayır, buna ancak tertemiz olanlar dokunabilir» demiştir. Bunun üzerine Hz. Ömer boy abdesti alıp İslâm'a girmiş ve öylece Kur'ân âyetleri yazılı sahifeye elini dokundurmuştur.

  10. B. مطهرون İfadesinden Kasıt 1. a. «Ona ancak mutahhar olanlar dokunur» ayetiyle melekler kastedilmektedir. Bu cümle kitabın sıfatıdır. Ve Kitap'tan maksat da Levh-i Mahfuz'dur. Levh-i-Mahfuz'a ancak melekler dokunabilirler. O zaman taharet de manevi taharet demek olur. b. Veya bu Kur'an'ın diğer bir sıfatıdır. O zaman temiz olanlardan maksat, küçük ve büyük hadesten yani abdestsizlikten mutahhar olanlardır, temizlenenlerdir. Böylece taharet Şer’î mânâya hamledilmiş olur. O zaman ayetin mânâsı «Ancak Kur'an'a taharet üzerinde bulunan insanların dokunması uygundur» şeklindedir. 2. «مطهرين'den maksat, büyük ve küçük abdestsizlikten temiz olan kimselerdir» şeklindeki yorum Muhammed Bakır'dan, Tavus ve Selim'den rivayet edilmiştir. 3. Katade ve müfessirlerden bazıları «Kur'an'ı ancak hadeslerden ve necasetlerden temiz olanlar elleyebilir» demişlerdir. 4. Kelbi «Şirkten temiz olanlar dokunabilir» demiştir. 5. Kelbî'ye göre: Ona, o çok şerefli kâtip melekler dokunabilir.

  11. 6. İbn Kayyım’a göre: Cenab-ı Hak “Onu ancak mutahhar olanlar dokunabilir” dedi. Yani meleklerdir. Eğer burada abdestli Müslümanlar kastedilseydi ayet şöyle gelirdi: «لا يمسه الا المتطهرون» Hülasa temiz olmayan kimse Kur'an'a el süremez. Zira ayetteki nefy, nehy mânasını ifade eder. Yani taharetsiz bulunan kirli eller ona dokunmasın. Ancak maddî ve manevi pisliklerden tertemiz, imanlı ve abdestli kimseler ona el sürebilir. 7. Rebi' b. Enes'e göre: Günahlardan arınanlar ancak dokunabilir. 8. Kur'ân'ın sevabına ancak mü’minler erişebilir. 9. Kadı Ebû Bekir b. Arabi'ye göre: Şer’en temiz sayılanlar dokunabilir. 10. Abdullah b. Abbas, Saki b. Cübeyr, Cabir b. Zeyd, İkrime, Mücahid ve Ebû'l-Âliye'ye göre burada ifade edilen "Tertemiz olanlardan maksat meleklerdir. 11. Süleyman Ateş’e göre. Ma'nen temiz din bilginleridir. 12. Fakîhler Mushaf ı kimin tutabileceği konusunda ihtilâf etmişlerdir: Evvelâ kâfirin Mushafı tutamayacağında ittifak halindedir. Çünkü temizlerden kasıt Müslümanlar ise, bu mânâ açıktır. Eğer temizlerden kasıt hadesten temizlenmek ise bu, İslâm ile olur

  12. C. لا يمسه İfadesinden Kasıt: 1. لا nehy harfi değildir, diyenlerin delillerinin birine göre insanın zihnine ilk gelen mânâ, bu cümlenin sıfat olmasıdır. Sıfatta asıl, ihbarî bir cümle olmaktır. Burada inşâî bir cümleyi nazari itibara alacak herhangi bir neden yoktur. Tevili irtikâb etmeye zorlayan da yoktur. Ayıca "يمس" fiilinin son harfinin üzerindeki ötreden insanın zihnine ilk gelen bunun i'rab olmasıdır. Binaenaleyh ayetin bunun gayrisine haml edilmesi karışıklığa yol açar. 2. Abdullah b. Abbas ve Abdullah bin Mesud'un «لا » yerine «ما» okuması لا harfinin burada nehy değil, nefy harfi olduğunu tekid ve takviye etmektedir. 3. Ferra, «لا يمسه» ibaresinin anlamı hakkında «Onun yararını, bereketini elde edemez, zevkine varamaz, ancak mutahhar kimseler elde ederler ki onlar da Kur'an'a iman edenlerdir» demiştir.

  13. 4. Seyyid Kutub da Fahreddin Razi'nin görüşünü desteklemektedir. Yani لا harfi burada nefy harfidir, nehy için değildir. Zira yeryüzünde bu Kur'an'ı tahir olan da necis olan da, Müslüman da kâfir de eller. O zaman bu yorum üzerinde nefy tahakkuk etmez. Nefyin tahakkuku, «ancak şeytanlar onu indirdi» noktasına mânâyı sarf etmekle olur. 5. İbn Kayyım’a göre: Bu bir haber cümlesidir. Eğer nehy olsaydı «لا يَمْسَسْهُ» şeklinde cezm olarak gelirdi. Haberde asl hem sûreten hem de manen haber olmaktır. 6. İbn Kayyım’a cevap mahiyetinde el-Mehdevi dedi ki: Bu buyruğun ("el sürebilir" anlamı verilen fiilin) emir olması ve "س" harfinin ötresinin i'rab ötresi olma ihtimali de mümkündür. Nehy olması, "س"in ötresinin mebni olarak gelen bir ötre olup, fiilin gerçekte meczum olması da mümkündür.

  14. لا يمسه 'deki Zamir لا يمسه ifâdesindeki zamir, sahih olan görüşe göre, "kitâb"a râcîdir. Buna göre mana, "Kur'ân'a, ancak tertemiz olanlar dokunabilir" şeklinde olur. لا يمسه ihbarî bir cümledir. Ne var ki, tıpkı "Boşanan kadınlar beklesinler..."(Bakara.234) ifadesinin emir anlamında olan bir ihbarî cümle olması gibi, bu ifadenin nehiy anlamına gelip gelmeyeceği hususunda ihtilâf vardır. Binaenaleyh, kim, buradaki "kitâb" sözüyle Levh-i Mahfûz'un kastedildiğini söylerse -ki bu, bizim de beyân ettiğimiz gibi en doğru görüştür-, o bu ifâdenin, lafzen ihbarî bir cümle olduğu gibi, manaca da ihbari bir cümle olduğunu söylemiş olur. Biz, لا يمسه ifadesindeki zamirin "kitâb"a râcî olduğunu söylediğimizde bu, söz konusu olabilir. Ama "kitâb" ile "mushaf'ın kastedildiğini söyleyenlere gelince, onların bu görüşleri hususunda ihtilâf edilmiştir. Burada, İbn Atiyye'nin naklettiği, şöyle bir tutarsız taraf vardır: "Bu ifade, hem lâfzen, hem de mânaca nehiydir. Bu fiilin sonundaki fiilin dammesi ise, ona, irâb için getirilmemiştir." Bu izahın anlamı yoktur.

  15. ABDESTSİZ KUR'AN'A DOKUNMAK I. Kur’an’a Abdestsiz Dokunulması: Abdestsiz kişilerin Kur’an’a dokunmasının hükmü ile alâkalı müctehitlerin ortak bir görüşü bulunmamaktadır. Zira –sıhhati tartışılmış da olsa- meselenin cevazı ya da haramlığını yansıtan deliller mevcuttur. Bu deliller inşallah detaylarıyla ileride incelenecektir. II. Kur’an’a Boy Abdesti Olmadan Dokunulması: Âlimler Kur’an-ı Kerime dokunma konusunda abdest şartını ele alırken abdestsizlik ile boy abdestsizliği arasında bir ayırım gözetmemişlerdir. Dolayısıyla abdestsiz kişinin Kur’an’a dokunması hakkında oluşan ihtilaf, boy abdesti olmayanlar hakkında da tekerrür etmiştir. İhtilafın sebebi bu konuda esas alınan ayet ve hadislerin biraz kapalı oluşudur.

  16. Konuyla İlgili Deliller Kur’anla abdest arasında bir irtibat ihtimalini gündeme getiren deliller şöyle nakledilir: Cenab-ı Hakk buyuruyor ki: “Şüphesiz O şerefli bir Kur'an'dır. Korunmuş bir kitaptadır. O'na temizlenmiş olanlardan başkası dokunamaz.” Rasûlullah (sav) Yemen’de bulunan Amr b. Hazm’a yazdığı mektupta şöyle buyurmuştur: “Kur’an’a temiz olandan başkası dokunamaz. “Cenab-ı Hakkın Vakıa suresinde “O’na temizlenmiş olanlardan başkası dokunamaz”. âyetiyle kastettiği “temizlik” vasfından kastın ne olduğu; bu vasıftan uzak kişilerin dokunamayacağı şeyin elimizde bulunan mushaflar mı yoksa Kur’anın da içinde saklı bulunduğu gökyüzündeki kitap “Levh-i Mahfuz” mu olduğu; haber cümlesiyle ifade edilmiş bir ayete, emir anlamı yüklemenin caiz olup olmadığı âlimlerin düğümlendiği üç ayrı nokta olmuştur. Tefsîr-u Taberî ve Tefsîr-u Kurtubî’de İbn Abbas'ın “korunmuş kitabı “gökyüzündeki kitap”, “temiz olanlar”ı da “melekler” olarak tefsir ettiği rivayet edilmiştir. Katade: “Cenab-ı Hakkın yanında bulunan kitaba sadece temiz olanlar dokunur. Ama dünyadaki kitaba pis olan Mecusi de, münafık da dokunabilir.” yorumunu yapmıştır“ Ferra ise: “O'nun faydasını, bereketini, tadını ancak temiz olan, Kur'an'a inanan kişiler anlar”. demiştir[4 Hüseyin b. Faddal buna: “O'nun tefsirini ve te’vilini (yorumunu) ancak Allah'ın şirkten ve nifaktan temizlediği kişiler bilirler” yorumunu eklemiştir. Diğer bir grup âlim de “korunmuş kitab” ı elimizde bulunan mushaflar, “temiz olanlar” ı da, “cünüplükten ve abdestsizlikten arınmış olanlar olarak” yorumlamışlardır

  17. “Temizlik” kelimesinin şumûlü bağlamında aynı ihtilâfların zuhur ettiği İbn Hazm’ın hadisi üzerinde buna ilâveten bir de sıhhat değerlendirmeleri yapılmıştır. Hadisin ravi ve metin kritiği şöyledir: “Zühri” yi, Ömer b. Abdulaziz zamanındaki âlimler güvenilir buldular. Yahya b. Muin ravilerden “Süleyman b. Davud el-Havlani”nin, aleyhinde konuşmuştur. Abdurrahman b. Ebi Hatem babasının, Muhammed b. Ebu Hatem'de Ebu Zur’a'nın onun hakkında “bir zararı yoktur” ifadesini kullandığını söylemişlerdir. Ahmed b. Hanbel ve diğerleri bu zatın güvenilir olduğu görüşündedirler. Hadisin başka tarikten rivayetinde Süleyman b. Erkam bulunmaktadır. Nesei, onun hadislerinin metruk olduğunu, kabul edilemeyeceğini söylemiştir. İbn Rüşd İbn Hazm’ın hadislerinin “musahhah” (bazı harflerinin yerlerinin değiştirilmiş ) olması sebebiyle âlimler arasında ihtilâfa sebep olduğunu söylemiştir. Müteahhirinden bir grup huffaz (hadis hafızları); hadisin her ikisi de zayıf görülen iki ravi üzerinde dönüp dolaştığını, tercih edilen ravinin Süleyman b. Erkam olarak takdim edildiğini, ancak onun da metruk rivayetleri sebebiyle hadislerinin kabul edilemeyeceğini beyan etmişlerdir. Söz konusu mektubun “Kur'an'a temiz olandan başkası dokunamaz” ibaresinin bulunduğu bölümünü Hâkim tahric etmiştir. Mektubun isnadının sahih olduğu savunan Hâkim :” Bütün çabalarıma rağmen bu mektubu şerhsiz hiçbir yerde bulamadım, mektup bana insanlar tarafından yapılan açıklamalarıyla metinle şerh birbirine karışmış olarak ulaştı.” diyerek “sahih”lik ifadesinde ciddi bir çelişki göstermiştir Nasbu'r-Raye adlı eserde Ebu Davud'un bu mektubu “Merasil”inde “zikrettiği kaydedilmektedir. Ancak Nasbur'r-Raye'nin haşiyesi Buğyetu'l-Elmai fi Tahrici’z-Zeylâi Ebu Davud'un “Merasili”nde bu mektubun bulunmadığını haber vermektedir. “Ve yine mektubu Nesei'nin de tahric ettiği belirtilmesine rağmen Nesei’de sadece sadakalarla (zekâtla) ilgili izahlar bulunan bir mektup bulunmakta “Kur'an'a temiz olandan başkası dokunamaz” gibi bir ibare yer almamaktadır. Dolayısıyla Hâkim'le Nesei'nin rivayetleri farklılık arz etmektedir. Ahmed b. Hanbel ise mektubun diğer kısımlarının değil sadece sadakalarla (zekâtla) ilgili bölümün sahih olduğuna dikkat çekmiştir.

  18. A) HANEFİ MEZHEBİ Hanefi mezhebinde cünüp, hayızlı ve abdestsizin mushafa dokunması haramdır. Mushaftan tamamen ayrı, ona yapışık, bağlı veya dikili olmayan kılıfı ile tutmaya izin verilmiştir. Bu kişilerin üzerinde tam bir ayet yazılı olan kâğıda, paraya veya levhaya dokunması da haram kabul edilmiştir. Mushafı kılıfı, paraları da kesesi ile tutabilirler denmektedir. “Kâfi” yazarı, kabın bitişik veya ayrı olmasını zikretmeyip sadece kılıfı ile tutabilir demiştir. “Buna göre herhangi bir şarta bağlı kılınmaksızın Kur’an’ın cildine dokunmak caiz olmaktadır. Mushafı elbisenin kolu ile tutmayla ilgili olarak iki ayrı görüş zikredilir: “Hidaye” yazarı Merginani mushafa yen (elbisenin kol ağzı) ile dokunmanın mekruh olduğunu, sahih olan görüşün de bu olduğunu savunurken, Mevsılî, “el-İhtiyar” adlı kitabında bunun bir sakınca arz etmediğini belirtmiştir. Müçtehitlerin çoğu da bu görüştedir. “Kişinin üzerinde bulunan ve onunla birlikte hareket eden her kumaş parçasının elbisenin kolu hükmünde olduğu da beyan edilmektedir. Ebu Hanife'den cünübün elini yıkadığı takdirde Kur'an'a dokunmasının caiz olduğu görüşü rivayet edilmiştir. Sahih olan ise cünüplükten tamamen temizlenmeden Kur’an’a dokunmanın haram olmasıdır. İmam Ebu Yusuf'a göre cünüp, hayızlı ve abdestsiz kişilerin Kur'an'ı yazmalarında bir sakınca yoktur. Ebu Yusuf'un; “Kur'an'ı yazmalarında bir sakınca yoktur” sözünü Hanefi âlimlerinin açıklamaları farklı boyutlarda olmuştur. Bir grup: “Kur’an yazılırken el ile levha arasına bir engel konur ve elin levhayla teması engellenebilirse Kur'an'ın yazıya dökülmesinde bir mahzur olmaz, fakat böyle bir engel bulunmadan yazmak caiz değildir” .derken diğerleri de; “mekruh olan yazıya dokunmaktır, yazısız bölüme dokunabilir” .demişlerdir.

  19. İmam Muhammed ise; yazmamalarının daha güzel olacağını söylemiştir. “Kur'an'ın tercümesi ve tefsirine dokunma hakkında Hanefi kitaplarında haramlığı “-mekruhluğu ve cevazına yönelik üç ayrı görüşe rastlanmaktadır. Ebu Hanife’nin fetvası ve esah (daha doğru kabul edilen) görüş, Kur’an’ın tercüme ve tefsirine dokunmanın caiz olmasıdır. Kur’an’ın tercüme ve tefsirine dokunma konusunda oluşan ihtilâf hadis ve fıkıh kitapları için de söz konusu edilmiştir. İmameyn bu tür kitaplara dokunmanın mekruh olduğunu savunurken, İmam Ebu Hanife cevazına yönelik fetva vermiştir. Burada da esah olan görüş Ebu Hanife’nin görüşüdür. Tefsir, hadis ve fıkıh kitaplarına çıplak elle dokunmanın mekruh olduğunu söyleyenler elbisenin kolu ile dokunmaya izin vermişlerdir. Ebu Yusuf, kâfirin de Kur'an'a dokunmasının haram olduğunu söylerken, İmam Muhammed guslettiği takdirde dokunabileceğini belirtmiştir. Çocuklara Kur'an-ı Kerimi veya üzerinde Kur'an yazılı bir levhayı vermek mahzurlu görülmemiştir. Mushafın yangın, sel gibi bir afette zayi olması tehlikesi karşısında yahut kâfirlerin İslâm memleketini işgal etmesi halinde ya da pis yere atılmış olan bir mushafı kurtarmak niyetiyle abdestsizin, hatta cünübün onu taşıması vacibdir. Mushafın saygınlığı bunu gerektirir, denilmektedir. “

  20. Hanefi Mezhebinin Delilleri: Hanefi âlimleri bölüm girişinde hakkındaki ihtilâflardan bahsedilen Vakıa Sûresinin 77–78 ve 79. ayetleri olan “O şerefli Şüphesiz bir Kur'an'dır. Korunmuş bir kitaptadır. O'na arınmış olanlardan başkası dokunamaz.” kelâm-ı ilahisini delil almışlardır. Onlara göre “O'na arınmış olanlardan başkası dokunamaz” ayetinde Cenab-ı Hakkın (ه) zamiri O'na ifadesi ile kastettiği şey ya “Levh-i Mahfuz” ya da elimizde bulunan mushaflardır. Fakat her ne şekilde olursa olsun sonuç aynıdır; mü'minlerden istenen Kur'an'a abdestsiz dokunmamalarıdır. Çünkü ayet-i kerime Kur'an'ı övmek için nazil olmuştur. Kur'an yücedir ve temiz olmayanlardan korunmuştur. Bundan Kur'an'a saygı göstermenin vücûbiyyeti ve korunmasının gerekliliği anlaşılır. Kur'an'a abdestsiz dokunmak ta'zim sayılmaz ve temiz olmayanın dokunmasından da onu korumak gerekir. “Velhasıl bu ayeti kerime kendisiyle nehiy (yasaklama) murad edilmiş haberdir. Amr b. Hazm’ın “Kur'an'a temiz olandan başkası dokunamaz” hadisi Hanefilerin ayete bu yorumla yaklaşmalarında önemli bir etken olmuştur. Hanefi âlimleri bir ayet ve hadisten oluşan nakli delillerini sıraladıktan sonra Kur’an’ı elbise ile tutmanın mekruhluğuna dair verilen fetvayı şu akli delile dayandırarak açıklarlar: Kişinin Kur'an'a dokunmasının hükmü ne ise üzerinde bulunan ve onunla birlikte hareket eden şeylerin hükmü de aynı olmalıdır. Çünkü elbise sahibine tabidir. Tabi olana ise ayrıca hüküm verilmez.

  21. Bu izahlardan sonra ister istemez akla gelen bir soru vardır. “Tabi olanın hükmü farklı verilmiyorsa Kur'an'a el ile dokunmak haram kabul edilirken niçin yen ile dokunmanın hükmü mekruhtur? “Bu soruya maalesef Hanefi kitaplarında açık ve net bir cevap bulunamamaktadır. Fakat bilinen bir gerçek var ki; Hanefi kitaplarında kayıtsız olarak zikredilen mekruhluk ifadesi harama yakınlığı gösterir. Yani bu meselenin hükmü “mekruhtur” denildiğinde onun hükmünün tahrimen mekruh olduğu anlaşılır. Şayet tenzihen mekruh ise bu açık bir şekilde belirtilir. Bu konudaki hükmün haram değil de “mekruh” ifadesiyle ortaya konmuş olması muhtemelen delilin kuvvetli olmamasından kaynaklanmaktadır. Kur'an'a yen ile dokunmanın caiz olduğunu söyleyenler yenin, yani elbisenin kolunun bir engel teşkil ettiğini, yasaklanan “mess” (dokunma) olayına mani olduğunu söylemişlerdir. Bunun gibi Kur'an'a yapışık dahi olsa cildinin kişi ile Kur'an arasında engel oluşturması sebebi ile ciltli Kur'an'lara da dokunmanın caiz olduğunu belirtmişlerdir. Fıkıh, tefsir, hadis kitaplarına dokunmayı mekruh kabul edenler; bu kitaplarda ayet bulunacağını, dolayısıyla kitaba dokunanın ayete dokunmuş sayılacağını belirtmişlerdir. Fakat bu tür İslâmî ilimleri ihtiva eden kitaplara dokunmaya duyulan şiddetli ihtiyaç ve bu kitapların Kur’an-ı Kerim gibi ezbere okunabilir bir özellikte olmaması onlara zaruret icabı yen ile dokunulmasını caiz hale getirmiştir. İçinde ayet yazılı kitaplara dokunmayı şartsız olarak caiz gören Ebu Hanife kitapların içinde bulunan ayetlerin o -kitaba ait olduklarını ve bu tür kitaplara da Kur'an denmediğini, yasak olanın ise Kur'an'a dokunmak olduğunu belirtmiştir. Bu görüşe göre içinde ne kadar çok ayet bulunursa bulunsun Kur’an ismini taşımayan her kitaba dokunulabilir. “

  22. B) ŞAFİİ MEZHEBİ Şafiiler; cünüp hayızlı ve abdestsizin Kur'an'ı Kerim'e dokunmasının haram olduğu görüşündedirler. Kur'an'ı Kerim'in yazısız yapraklarına, kendisine bitişik kılıfına, hatta kendisinden ayrı fakat onun için hazırlanmış ve içinde Kur'an bulunan çanta ve sandığa dahi dokunulması haramdır. Bu çanta ve sandık Kur'an’ın haricinde şeyler de konma düşüncesiyle hazırlanmışsa o zaman dokunulabilir. Kur'an öğretmek için yazılmış olan kitaplara, içinde bir ayetin anlamlı bir bölümü bulunuyorsa dokunmak haramdır. Üzerinde bir ayet ya da sûre yazılı paralara dokunmak caizdir. Kur'an ve ondan başka bir kitap bir cilt altında toplansalar, cildin her iki tarafına da dokunmak haram olur.

  23. Şafii Mezhebinin Delilleri Şafiiler bu konuda rivayet edilen Amr b. Hazm’ın: “Kur'an'a temiz olanlardan başkası dokunamaz”. hadisini sahih kabul ettiklerini beyan etmişler ve onunla amel etmişlerdir. İçinde Kur'an bulunan Kur'an için hazırlanmış sandık veya bohçaya dokunmak ise Kur’an için hazırlanmış şeylerin onun cildi yerine geçeceği düşüncesinden yola çıkılarak haram kılınmıştır. Üzerinde sûre veya ayet yazılı paralara dokunmanın caiz olmasının sebebi; bunlar ders ya da ezber için paranın üzerine yazılmamıştır, bu nedenle Kur'an hükmü para üzerinde cereyan etmez şeklinde açıklanmıştır. “

  24. C) MALİKİ MEZHEBİ Malikîler diğer meşhur üç mezhepten farklı olarak öğrenci, öğretmen ya da Kur’an’ı yerine kaldırma ihtiyacı duyan hayızlı ve abdestsiz kişilerin Kur’an’a dokunmasına izin vermişlerdir. Onlara göre Kur'an'dan bir ayete bakmaya ihtiyaç duyan kimse de talebe hükmündedir. Hayızlı veya abdestsiz olanlar eğitim için ellerinde bulundurdukları levhaya (kitaba) dokunabilirler. Öğretmen talebelerin levhalarına, öğrenci ise sadece kendi levhasına dokunabilir. Malikî âlimlerinden Acc öğrenci ve öğretmen konumunda bulunan hayızlı kadında cünüplük de bulunursa, cünüplükten temizlenmeden Kur'an'a dokunması caiz değildir demiştir. Ali el-Adevi ise, hayızlının cünüp olup olmadığı önemli değildir diyerek verilen fetvayı genellemiş ve her durumda dokunmanın caiz olduğunu belirtmiştir. Çocukların Kur'an'a dokunmak için abdestli olmaları farz değildir. “

  25. Malikî Mezhebinin Delilleri Malikîler cünübün, talebe ve hoca konumunda bulunmayan hayızlı ve abdestsizin Kur’an’a dokunmasını Cenab-ı Hakkın “O'na temiz olanlardan başkası dokunamaz” kavli şerifi sebebiyle haram görmüşlerdir. Talebe, hoca ve Kur'an'ı yerine kaldırmak isteyen hayızlı ve abdestsiz hakkında sağlanan kolaylık İmam Malik'in Kur'an okuma mevzuunda olduğu gibi istihsânı esas alması sebebiyledir. Yani zorluğu gidermek için şer’i bir müsaadeye bağlı kalarak ihtiyaca uygun olan tercih edilmiştir. Bu şer’i müsaade cünüp için geçerli değildir. Çünkü cünüplüğü gidermek kişinin kendi elindedir. Belki abdestsizliği gidermek de insanın elindedir, ama abdestsizlik hali cünüplük gibi değildir, sık sık tekrarlandığı için, her defasında abdest almakta zorluk vardır. “

  26. D) HANBELİ MEZHEBİ Hanbeli mezhebinde cünüp, hayızlı ve abdestsizin Kur'an'a engelsiz dokunmaları haramdır. Kılıfı ile birlikte ya da eşya içerisinde taşımalarına izin verilmiştir. Tefsir, fıkıh kitapları gibi içinde ayet bulunan kitaplara ve mektuplaşmalarda yazılan ayetlere dokunmak caizdir. Kâğıda dokunmadan Kur'an'ın yazılmasında da sakınca yoktur.

  27. Hanbelî Mezhebinin Delilleri Cenab-ı Hakkın; “O'na temiz olanlardan başkası dokunamaz.” kavli şerifi ve Amr b. Hazm’ın “Kur'an'a ancak temiz olan dokunur.” hadisi Hanbelilerin bu konudaki delilleri olmuştur. İçinde ayet bulunan kitap ve mektuplara dokunmanın cevazı hususunda Hz. Peygamber'in Kayser'e gönderdiği içinde ayet bulunan mektup esas alınmıştır. Bir gayr-i müslimin oradaki ayetlere dokunması caiz ise herkesin dokunması caizdir. Ayrıca bu kitaplara mushaf denmez ve içinde ayet var diye mushafın haramlığı bunlar üzerinde tahakkuk etmez. Bir engelle Kur'an'a dokunmanın caiz olması aradaki engelin yasaklanan “mess” yani dokunma olayına mani olması sebebiyledir. Bir Hanbeli kitabı olan ve metin bölümünde yukarıda zikredilen görüşler bulunan el-Muğni'nin haşiyesinde ise adeta metne reddiye tarzında şu ibareler yer almaktadır: “O'na temiz olandan başkası dokunamaz.” ayeti ile delil getirmekte şüpheli bir durum vardır. Çünkü ayetteki “kitap” saklı olarak vasıflanmıştır. O da Kur’an’ın indirildiği “Levh-i mahfuz”dur. Temiz olanlar da meleklerdir. Cenab-ı Hakkın “Güvenilir kâtiplerin elleriyle yazılıp tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde yazılmış bu âyetler bir hatırlatma ve öğüttür.” “ve “Hakikatte onların yalanladıkları aslı Levh-i Mahfuzda bulunan şerefli bir Kur'an'dır.” “kavli şerifleri de bu kabildendir. Amr b. Hazm'ın hadisi ise, üzerinde hadis âlimlerinin büyük ihtilâfları bulunan bir hadistir. Hadis sahih bile olsa ibarede “temiz” kelimesi yer almaktadır. Temiz olanlar ise Cenab-ı Hakkın “Ey iman edenler ancak müşrikler pistir.” kavli şerifinde olduğu gibi şirk pisliğinden temiz olanlardır denerek mezhebin görüşü ciddi bir biçimde tenkit edilmiştir.

  28. E) ZAHİRİ MEZHEBİ Zahiri mezhebinde cünüp, hayızlı ve abdestsizin Kur'an'a dokunmaları câizdir. Zahiri Mezhebinin Delilleri Zâhirî âlimleri abdestsizlik halinde bulunanlar için Kur'an'a dokunma yasağı getirenlerin delillerinin sahih olmadığını ileri sürmüş ve onlara karşı kendi görüşlerini el-Muhallâ adlı eserde şöyle ortaya koymuştur: Peygamber (sav), dokunacağını yakînen bildiği halde Hristiyan olan Herakliyus’a içinde: “Bismillâhirrahmanirrahim. Ey Kitap ehli! Hepiniz bizimle sizin aranızda müsâvi bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına tapmayalım, O'na hiçbir şeyi ortak tutmayalım. Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi Rabb'ler edinmeyelim” ayeti bulunan bir mektup göndermiştir. Peygamberimizin (sav) mektuba yazdığı sadece bir ayettir denilecek olursa, deriz ki; evet Rasûlullah (sav) sadece bir ayet yazmıştır, fakat bundan fazlasını da yasaklamamıştır. Sonra sizler kıyas ehli kimselersiniz. Niçin bir ayeti ondan daha çoğu ile kıyaslamıyorsunuz? Şayet delil olarak, “Peygamber (sav), Kur'an ile düşman topraklarına gitmeyi düşmanın eline geçme korkusu ile yasaklamıştı” hadisini zikredecek olurlarsa, bu kendisine uyulması gereken bir gerçektir deriz. Hadiste kâfir veya cünüp Kur'an'a dokunmasın şeklinde bir ifade yer almamaktadır. İstenilen O'nun ehli harbin, yani düşmanın eline geçmemesidir. Cenab-ı Hakkın “O korunmuş kitaptadır. O'na temiz olandan başkası dokunamaz”, ayetini zikredecek olurlarsa, bu ayette onlar için bir delil olmadığını söyleriz. Çünkü içinde emir değil sadece haber vardır. Açık bir nass ve yakînen bilinen bir icma bulunmadıkça haber lâfzına emir anlamı vermek caiz değildir. Allah-u Azimuşşân (c.c); temiz olmayanların Kur'an'a dokunamayacağını haber vermiştir ve şüphesiz O'nun söylediği doğrudur, gerçektir. Bizler mushafa temiz olanın da, olmayanın da dokunduğunu görüyorsak anlarız ki Allah Azze ve Celle orada mushafı değil başka bir kitabı kastetmiştir. Muhammed b. Said, bize Said b. Cübeyr'in : “O'na temiz olanlardan başkası dokunamaz' ayetiyle kastedilenin gökteki melekler olduğunu söylediğini haber vermiştir. Alkame'den nakledilmiştir: Süleyman b. Farisi'ye gitmiştik. Tuvaletten çıkıp yanımıza geldi. Biz; Ya Eba Abdillah, abdest alsan da bize şu sûreyi okusan dedik. Süleyman bize: “O saklı bir kitaptadır. O'na temiz olanlardan başkası dokunamaz” ayetini okudu ve âyette zikredilenin semada bulunan kitap olduğunu ve O'na meleklerden başkasının dokunamayacağını söyledi. İbrahim en-Nehaî'nin bildirdiğine göre, Alkame b. Kays bir mushaf edinmek istediği zaman bir Hristiyan'dan kendisine bir nüsha Kur'an yazmasını isterdi.”

  29. SONUÇ Eşyada aslolan ibahadır ilkesi gereğince Kitap ve Sünnette sahih ve açık bir delil bulunmadığı zaman o şeyle ilgili hüküm, mubah olmasıdır. Yani Kur’an’a dokunmak için abdestli olmakla ilgili nasların ya sübutunun sahih olmadığı ya a da konuya açıkça delalet etmediği göründüğünden bu konuda farzdır veya haramdır gibi bire hüküm vermek uygun değildir. Buna göre isteyen abdestli olarak Kur’an’a dokunabilir. Dileyen aynı işlemi abdestsiz olarak da yapabilir. Kur’an’ı abdestsiz alan kimseye, bu fiilinden dolayı günahkâr olduğu söylenemez. Çünkü bağlayıcı hükmün kaynağı ya Kur’an ya da sünnettir. Onların sustuğu bir yerde hüküm, Mubahlık yani serbestliktir. Tarih boyunca Müslümanlar, ilgili olan nassları Kur’an’a dokunmak için abdest alınmasının gerekli olduğu yönünde yorumlayarak abdest almayı tercih etmişler ve hoş bir hareket tarzında bulunmuşlardır. Delalet ve sübut açısından nassların kesin olmadığını ifade edenler ise, Kur’anla meşguliyetleri esnasında abdestli olmayı dînî bir vecîbe olarak görmemişlerdir. Ve bu tavır da yadırganmamalıdır. Nitekim abdestsiz olarak Kur’an’a dokunulamayacağı görüşünün ne kadar gerçeğe isabet etme şansı varsa, diğer görüşün de o kadar isabet etme şansı vardır.

More Related