1 / 38

Dersimiz coğrafya PKK bugüne nasıl geldi?

Dersimiz coğrafya PKK bugüne nasıl geldi?. Gökçe Fırat http://www.turksolu.org/141/basyazi141.htm. Remziye Örselli/21Haziran 2007. 12 Nisan tarihinde Genel Kurmay Başkanımız Org. Yaşar Büyükanıt tarihi gelişmeleri değiştiren bir basın toplantısı düzenlemişti.

shelly
Download Presentation

Dersimiz coğrafya PKK bugüne nasıl geldi?

An Image/Link below is provided (as is) to download presentation Download Policy: Content on the Website is provided to you AS IS for your information and personal use and may not be sold / licensed / shared on other websites without getting consent from its author. Content is provided to you AS IS for your information and personal use only. Download presentation by click this link. While downloading, if for some reason you are not able to download a presentation, the publisher may have deleted the file from their server. During download, if you can't get a presentation, the file might be deleted by the publisher.

E N D

Presentation Transcript


  1. Dersimiz coğrafyaPKK bugüne nasıl geldi? Gökçe Fırat http://www.turksolu.org/141/basyazi141.htm Remziye Örselli/21Haziran 2007

  2. 12 Nisan tarihinde Genel Kurmay Başkanımız Org. Yaşar Büyükanıt tarihi gelişmeleri değiştiren bir basın toplantısı düzenlemişti. Bu basın toplantısında bugün tartışılan Kuzey Irak’a operasyon konusuna da değinmiş ve şunları söylemişti: “Şu soruyu bana sorabilirsiniz: ‘Peki Kuzey Irak’a bir operasyon yapılmalı mı?’ Yapılmalı. Olayın iki boyutu var. Birincisi sadece asker olarak baktığım zaman, evet yapılmalı. Fayda sağlar mı? Evet, sağlar. Olayın ikinci boyutu, siyasi olaydır. Bir hudut ötesi operasyon yapılması için bir siyasi kararın ortaya çıkması lazım.”

  3. Şimdi burada biraz duralım ve hem PKK meselesine hem de Kuzey Irak meselesine nasıl bakmamız gerekir düşünelim. PKK 1978 yılında kurulduğunda Marksist bir söylemle yola çıkmıştı, bağımsız bir Kürt devleti kurmayı hedefliyordu. Böylesi bir hedef, elbette ki Avrupa’nın ve ABD’nin Sevr’de somutlaşan “Büyük Kürdistan” emelleri için de kullanılabilirdi. Nitekim öyle de oldu. Kurulduğu andan itibaren PKK’nın bu yöndeki faaliyetleri bu güçlerin desteğini almayı başardı. Fakat PKK’nın asıl işlevsel hale geliş tarihi 1991’dir. Bu ana kadar klasik bir “ulusal kurtuluşçu” çizgi isteyen PKK, bu andan başlayarak, etnik bir kışkırtmanın piyonu haline geldi. Bu tarih aynı zamanda ABD’nin Irak’a ilk Körfez Operasyonu’nu düzenlediği tarihtir. PKK’nın çizgi değişikliği ve birdenbire artan etkinliğinin sırrı da buradadır.

  4. Genel Kurmay Başkanımız da basın toplantısında bu hususu değerlendirmiş ve “Bu savaşta Türkiye Cumhuriyeti koalisyon güçlerine destek vermiştir. Ancak sonucunda Türkiye zarar görmüştür.” demiştir. Burada yaptığı açıklamada Büyükanıt PKK’nın bugüne gelmesinde üç dönüm noktası olduğunu vurgulamıştı. Birinci aşama anılan Birinci Körfez Savaşı, ikinci aşama Körfez Savaşı sonrası 36. paralelin kuzeyinin Irak’a yasaklanması, üçüncü aşama ise 2003 Martında başlayan İkinci Körfez saldırısı. Genel Kurmay Başkanı bu üç dönüm noktasından geçerek PKK’nın bugünkü gücüne kavuştuğunu belirtmiştir. Ve sözlerinin başında da şunu demiştir: “Bu bölüm bir kısmıyla belki de bir özeleştiri olarak da kabul edilebilir.”

  5. Çekiç Güç’ü hatırlayan var mı? O halde PKK meselesine biraz da bu özeleştiri çerçevesinde bakmaya çalışalım. 1991 yılında başlayan ABD saldırısında Türkiye’ye büyük bir baskı uygulanmıştı. Bu savaşta Türkiye de ABD’nin yanında savaşa katılacak, Irak’a kuzeyden girecekti. Böylece Türkiye Irak’taki pastadan pay almak için masaya oturacaktı. Fakat o dönem Turgut Özal’ın tüm çabalarına karşın Genelkurmay bu plana direndi ve Türkiye böylesi bir operasyona dahil olmadı. Fakat 1991 sonrasında ABD Saddam’a kuzeye, yani bugünkü sözde Kürt devletinin kurulduğu bölgeye uçuş yasağı getirdi.

  6. Bu sayede bölge tüm Kürt örgütleri için güvenli bir sığınak haline geldi. PKK da bu bölgede güç kazanmaya başladı. PKK’nın güç kazanmasının en önemli nedenlerinden biri ise bugün pek kimsenin bahsetmediği Çekiç Güç’tür. Bilindiği gibi ABD, Saddam’ın herhangi bir ani saldırısına karşı Türkiye’de bir ABD operasyon gücünün kurulmasına izin verdi. Bu gücün tüm komutası ABD’ye bırakıldı ve Türkiye kendi sınırları içindeki bu güce hiçbir zaman denetim uygulayamadı.

  7. Peki Çekiç Güç aslında ne yapıyordu? Çekiç Güç’ün PKK’ya askeri ve lojistik destek verdiği bugün bilinmektedir. Çekiç Güç helikopterleri PKK’lılara yardım maddesi atarken yakalanmıştı. Olayı belgeleyen gazeteci daha sonra bir “trafik kazasında” hayatını kaybetti. Yine bu olayın üzerine giden dönemin Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis de bu defa “uçak kazası” sonucu öldü.

  8. Dolayısıyla bugün için üzerinde önemle durulması gereken nokta budur. PKK içimize yerleşen bir ABD askeri gücü tarafından sürekli desteklenmiştir. İçimizdeki kısmı budur ama dışımızdaki kısmı da destektir. Kuzey Irak’taki bölgede ise ABD’nin PKK’ya desteği son derece açık olmuştur. Şimdi bu sınırın içi ve sınırın dışı olayının önemine gelebiliriz.

  9. 1 Mart tezkeresi: 2. Çekiç Güç planı İkinci Körfez Savaşı başladığında Türkiye’ye yine büyük baskı yapıldı savaşa girmesi için. Ama bu defa Türkiye’den istenen çok boyutlu bir destekti. Türkiye kendi sınırları içinde 80 bin ABD askerinin daimi olarak konuşlanacağı bir operasyona izin verecekti. Güneydoğu’nun neredeyse tümünde ABD askeri hakim olacaktı, bu yetmezmiş gibi bir de İskenderun, Mersin, Samsun gibi limanların denetimi ABD’ye devredilecekti. Bugün çokça bahsi geçen 1 Mart tezkeresi buydu. Bu tezkere Meclis’te reddedildi. Böylelikle bu plan uygulanamadan rafa kaldırıldı. Şimdi kimileri o gün bu tezkere geçse biz bugün sınır ötesi harekât için izin istemek zorunda kalmayacaktık demektedir.

  10. 1991-2003 arası dönemi hiç yaşamamış olsak belki böylesine safça bir düşünceye saplanabilirdik ama yaşananlar bizi yeterince bilinçlendirmiş olmalı. O tezkere kabul edilseydi, ilk Körfez Savaşı’nın hediyesi olan Çekiç Güç’ün ikincisi de Türkiye’ye yerleşmiş olacaktı. Ancak boyutları son derece büyümüş olarak. Çünkü Çekiç Güç 5 bin kişilik bir birlikti. 1 Mart tezkeresine göre ise Türkiye’ye 80 bin ABD askeri yerleşecekti. İlk Çekiç Güç PKK’ya yardım etmişti. İkincisinin de farklı olmasını beklemek için herhangi mantıklı bir neden bulunmakta mıdır!

  11. Dolayısıyla 2003 yılındaki ABD saldırısında Türkiye aslında çok büyük bir faciadan kurtulmuştur. Bunu tespit etmemiz gerekmektedir. Ama bununla birlikte ABD’nin bu saldırısı Türkiye’ye yine de çok büyük bir felaket getirmiştir. O felaket ise bugün Kuzey Irak’ta oluşan kukla Kürt devletidir.

  12. PKK’yı ABD destekliyor Burada 1991-2007 arası dönemin kısa bir bilançosunu çıkaralım hemen. Bu 16 yıl içinde ABD’nin sürekli desteği ile bir Kürt devleti kurulmuştur. Yine bu 16 yıllık dönemde ABD sürekli olarak PKK’yı da desteklemiştir. PKK’nın güçlenmesini Genel Kurmay Başkanımız gibi üç dönüm noktasında toparlamak mümkündür elbette. Ama bu üç dönüm noktasının ortak noktası da ABD’nin Ortadoğu’ya, Irak’a müdahalesinin PKK’yı güçlendirdiğidir.

  13. Ya da biraz daha gözümüzü açalım. ABD’nin bu bölgeye tüm müdahalelerinin arkasında bölgede bir Kürt devleti kurma amacı bulunmaktadır. Bu amaç doğrultusunda da ABD Kuzey Irak’taki aşiretleri açıktan, PKK’yı ise el altından desteklemiştir. O halde Türkiye’nin temel sorunu PKK ya da Barzani değil, bunları şımartan, destekleyen ABD’dir. Ve şimdi sınır ötesi operasyon yapmaya kalktığımızda da karşımıza ABD çıkmaktadır, elimiz kolumuz bağlanmaktadır.

  14. Genel Kurmay Başkanımız bu durumu çok özlü bir şekilde “kendi coğrafyamıza hapsolduk” diye özetlemiştir. Bu hapsolmanın üzerinde biraz durmaya gerek vardır. Türkiye neden ve nereye hapsolmuştur acaba? Burası bizce sorunun hem başlangıcıdır hem de sonuç noktası. PKK bugün gücünü Kuzey Irak’ta mı almaktadır?

  15. Bizzat Büyükanıt’ın açıklamalarına göre PKK üç alanda faaliyette bulunmaktadır. Kuzey Irak örgütün barınma ve lojistik, Türkiye eylem, Avrupa ise siyasi alanıdır. Demek ki PKK’nın faaliyetlerini yürütmesi açısından Kuzey Irak bugün için son derece önemli bir üs haline gelmiştir. Ama şunu da bilmekteyiz ki bu örgütü ve Kuzey Irak’taki kukla devleti destekleyen önemli bir güç bulunmaktadır: Washington. Yani Kuzey Irak’ın lojistik üssü de Washington’dur, eylem alanı ise Kuzey Irak’tır.

  16. O halde denklemi baştan ve şöyle kuralım. PKK için Kuzey Irak lojistik üs, Türkiye eylem alanı, ABD için Washington lojistik üs, Kuzey Irak eylem alanıdır. İki denklemin ortak paydası, gerek PKK’nın Türkiye’deki, gerekse Barzani’nin Irak’taki faaliyetleri, yani bir devlet kurma yolundaki çabaları, tümüyle ABD’nin Büyük Kürdistan’ı kurma çabasıdır.

  17. ABD iki Irak savaşı ile Irak milli devletini yıkmış ve bu durumu Kuzey Irak olarak normalleştirmiştir. Şimdi ikinci aşama bu normalleşmeye dayanarak Türkiye’nin Güneydoğusu’nu ikinci bir Kuzey Irak yapmaktır. (Burada hemen bir parantez açalım. Bir ülkenin kuzeyi ve güneyi, batısı ve doğusu olarak adlandırılması, sadece o ülkelerin bölünme dönemlerine aittir. Doğu Roma-Batı Roma ifadesi bize neyi hatırlatıyor! Ortada bir Roma imparatorluğu kalmadığını... Bugünkü Kuzey Irak terimi bile artık bütün bir Irak’ın var olmadığının tespitidir.) ABD’nin planı bu kadar basittir. 1 Mart Tezkeresi bunun için tezgâhlanmıştı ama tezgâh tutmadı. Tezgâh tutmadığı için PKK’ya terörü artırma emri verildi ve PKK da son üç-dört yıldır bunu uygulamaktadır.

  18. Dersimiz coğrafya... O halde bu coğrafyaya hapsolma meselesini biraz daha açalım. Türkiye kendi coğrafyasına hapsoldu demek ne demektir? Türkiye Kuzey Irak’a müdahale edememektedir. Peki neden? Orada ABD olduğu için. Fakat ABD’nin oradaki varlığı coğrafi bir varlık değil tümüyle askeri bir varlıktır. ABD binlerce kilometre öteden gelmiş, Irak’ı işgal etmiş ve buraya yerleşmiştir.

  19. Türkiye ise kendi coğrafyasında hapistir. Bu hapisliğin hikayesi ise başkadır, anlatalım. ABD Türkiye’nin 1990’larda bölgesel güç olma potansiyeli ortaya çıkınca büyük provokasyonlara girişmişti. Sivas olayları, Gazi Mahallesi olayları, Uğur Mumcu’nun, Eşref Bitlis’in öldürülmesi hep bu nedenleydi. Tüm bunlara karşı Türkiye askeri açıdan dizginlenemiyor, kendi coğrafyasına hapsedilemiyordu. 1999’a gelindiğinde Türkiye Şam’a nota vermiş ve sınırı geçmeye hazırlanmıştı ki, ABD devreye girdi ve Apo Türkiye’ye teslim edildi.

  20. Ama Apo’nun teslimi en büyük tuzaktı. ABD Türkiye’ye Apo’yu veriyor, Kuzey Irak’ı yasaklıyordu. Yani Türkiye Apo’yu hapsediyordu sözde, ama aynı zamanda ABD de Türkiye’yi kendi coğrafyasına hapsediyordu! Kendi coğrafyamıza hapsedilmemizin hikayesi işte böyle başlar. ABD’nin ipiyle inilen her kuyuda yeni bir tuzak vardır yani.

  21. Coğrafya nedir peki? Askeri coğrafya var, siyasi coğrafya var, beşeri coğrafya var, fiziki coğrafya var... Hangisinde hapisiz acaba? Siyasi coğrafyada hapisiz. Türkiye bir Ortadoğu ülkesi, bir Üçüncü Dünya ülkesi ama yeri Batı kampı! Tutsaklık bu siyasi coğrafyada başlıyor. 100 yıldır seni bölmeye çalışanlarla müttefikçilik oynarsan, 1000 yıldır seni Anadolu’dan atmak isteyenlerle aynı siyasi kampa girersen olacağı budur. Bu siyasi coğrafya, sizi fiziki coğrafyanıza hapseder. Peki ya askeri coğrafya? Onda durum farklı mı?

  22. Bir yanda Ortadoğu’yu yeniden paylaşan bir askeri pakt ve lideri, NATO ve ABD, diğer yanda Ortadoğu’nun bölünmek istenen ülkeleri. Dinsel, mezhepsel ve etnik bölücülüğün hüküm sürdüğü ülkeler ve bu bölücülükleri kullanan askeri ittifaklar. Şimdi Türkiye, Türkiye’yi etnik olarak bölmek isteyen NATO’nun içinde, ABD’nin de müttefiki, bulunduğumuz askeri coğrafya bu, ama kendi sınırlarımız içinde ve dışında, bu ittifak ve bu müttefik bir Kürt devleti kurmaya çalışıyor. İşte bu askeri coğrafyadır bizi fiziki coğrafyamıza hapseden.

  23. Ya beşeri coğrafyamız? Sen Balkanlar’dan Orta Asya’ya bir Türk deryasının ortasında bir toparlanma merkezi olamazsan, dünkü kabilelerin bugün birleşip bir devlet kurma aşamasına gelmesine ses çıkaramazsın. Sen Türkleri birleştiremezsen Kürtlerin birleşmesine engel olamazsın ki. Bunu geçtik sen kendi sınırların içinde Türk’ü Kürde asimile ettirirsen kendi coğrafyana hapsolmayı geçtik, kendi coğrafyanı bile kaybediyorsun demektir.

  24. Evet dersimiz coğrafya. Bilenler tahtaya kalksın! Bu ülke daha kaç yıl yaşar bu askeri-siyasi-beşeri coğrafya içinde! Kısacası ahval ve şerait bundan ibaret. Bu ahval ve şerait içinde dahi bir şeyler yapabiliriz diyenlere ise Atatürk o günlerden görev yüklemişti. Tayyip ve Hilmi Bey’ler Şimdi ise Kuzey Irak meselesinin biraz da güncel kısmına girebiliriz. Türkiye için Kuzey Irak’a girmenin çok zaruri olduğu dönemlerde gereken uyarıları yapmıştık.

  25. Türkiye, ABD Irak’a saldırmadan önce Kuzey Irak’a girseydi bugün yaşanan durum hiç olmayacaktı. ABD Körfez’e gelmeden Kuzey Irak’a giren Türkiye, ABD’nin savaş gemilerini geri döndürmeye yeterdi. Çünkü böylesi bir durumda ABD’nin Irak’a müdahalesi için hiçbir gerekçe kalmayacaktı. ABD’nin tek hedefi daha 1991 yılından itibaren bir Kürt devleti kurmaktı. Kuzey Irak’a giren bir Türkiye bunun imkanını ortadan kaldırmış olacaktı. O zaman bölgede güçlü bir Türkiye, güçlü bir Irak, güçlü bir İran, güçlü bir Suriye var olacaktı ki, ABD’nin böylesi bir ortamda Irak’a saldırması düşünülemezdi bile.

  26. Ama Türkiye’nin böylesi bir müdahaleden uzak durması için ABD hem siyasette hem de Ordu’da darbe yaptı. AKP iktidarı ve Hilmi Özkök’ün Genel Kurmay Başkanı olması tam da bu dönemin ürünüdür ve hiç de tesadüf değildir. Sonuçta 4 yıllık Tayyip Erdoğan ve ona bağlı Hilmi Özkök döneminde Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulmuştur. İşte Tayyip Erdoğan-Hilmi Özkök ikilisinin Türkiye’ye hediyesi budur.

  27. Bugün ABD’de bir tarikat lideri yaşamaktadır. Bu tarikata bağlı bir Zaman gazetesi var. Ve bu gazetede Hilmi Bey hep Tayyip Bey’i destekleyen açıklamalar yapıyor. Üstelik ne zaman? Genel Kurmay Başkanı ne zaman gündeme gelse, bir açıklama yapsa, ağırlığını koysa, bu Bey hemen ortaya çıkıyor ve hükümeti destekliyor. Bugün çok net olarak görüyoruz ki, Türkiye dört yılda bu ikilinin döneminde çok şey kaybetmiş, Kürtler ise çok şey kazanmıştır.

  28. Hilmi Bey Genelkurmay sitesindeki özgeçmişine bu ayrıntıyı da eklese sanırız yeridir. Yolun sonu ve yolun başı Fakat o dört yılın son bulması ile birlikte birden Tayyip Erdoğan hükümeti için de yolun sonuna gelinmiş oldu. Cumhurbaşkanlığını belirlemeye çalışan AKP’nin içine düştüğü yıkılma ve dağılma dönemi aslında yaklaşmakta olan yeni bir dönemin habercisidir. O dönem bundan iki yıl öncesinde bu kadar net görülmüyordu, ama az çok seçiliyordu uzaktan:

  29. “Bu arada Türkiye’nin içine düştüğü aciz durum bir başka örnekte de ortaya çıkmaktadır. Tam Telafer saldırısı sürerken Barzani, “Kerkük için gerekirse savaşırız” diyerek Türkiye’yi tehdit etmiştir. Aynı sırada Türk Genelkurmayı’nın açıklaması ise enteresandır: “Irak’ta Türkmenlerin çoğunlukta olduğu Telafer’de cereyan eden olaylar dikkatle ve kaygıyla takip edilmekte olup, ilgili tarafların sağduyulu hareket etmeleri beklenmektedir.”

  30. Şimdi bu açıklamaya ne demeli? Allahın aşiret reisi bile çıkıp savaşmaktan bahsederken, katliama uğrayan Türklerin Ordusu, kaygıyla izlemekten bahsetmektedir! Üstelik tarafları sağduyuya davet etmektedir. Bu, Türkiye’nin ABD, Kürtler ve Türkmenlere eşit mesafeden baktığı anlamına gelir ki sağduyu çağrısı ABD ve Kürtler tarafından ‘savaşırız’ diye yanıtlanmıştır. O halde geriye Türkmenlerin sakin olması kalmaktadır. Onlar da sakin olmayı öneren kuvvet kadar sakin olurlarsa ortada Türkmen falan kalmayacaktır.

  31. Oysa yukarıda da anlattığımız gibi bundan 80 yıl önce terhis edilen ordumuz bile Ermenistan’a girmiş ve Türkleri soykırımdan kurtarmıştı. Ancak 80 yıl sonra dünyanın en güçlü ordularından denilen Türk Ordusu sadece kaygıyla izleyen bir kuvvet haline getirilmiştir. Ancak bu durumun da sürekli böyle devam etmeyeceği iyi bilinmelidir. Türkiye ne kadar sakin olsa da ABD Türkiye’ye doğru gittikçe yaklaşmakta ve bir savaşı dayatmaktadır. Yaklaşan Türk Amerikan Savaşı Türkiye’nin tüm dinamiklerini toptan değiştirecektir.

  32. Öncelikle ABD ile işbirliği yapacak bir iktidar ABD ile savaşta yerinde kalamayacaktır. Ancak böyle bir iktidarın ABD ile karşı karşıya gelemeyeceğini de bilelim çünkü bu iktidar zaten sadece dış destekle ayakta durabilmektedir. Muhtemel Türk-Amerikan Savaşı işbirlikçi iktidarın yıkılmasını getirecektir.

  33. İkincisi, Türkiye böyle bir durumda, kaybettiği tüm stratejik mevzilere doğru, yeniden kazanma politikası izlemek zorundadır. Bu, hem Kuzey Irak’a, hem de Azerbaycan’a doğru, askeri bir hareketliliği gerektirir. Böyle bir hareketlilik ise kaygıyla izlemeyecek bir heyeti mecbur kılar. Ama zaten böyle bir savaş anında bu değişiklik de olacaktır.

  34. Bu arada AB’nin Aralık Zirvesi öncesi Türk-AB ilişkilerindeki gerilmeyi de göz önünde bulunduralım. Görülen o ki Türkiye, umut bağladığı tüm “müttefikleri” tarafından ortada bırakılmıştır. Bu durumda Türkiye’nin başka bir yol araması gerekecektir.

  35. Böyle bir değişimin dinamikleri oluşmaya başlamıştır. Bunu tespit eden bir uluslararası strateji kuruluşu bu gerilimin iki sonucunu tespit etmektedir; bir, Türkiye’nin ABD’nin denetiminden çıkması, iki, darbe etkisi!” (20 Eylül 2004, Yahudi-Kürt-Ermeni Seddi, TÜRKSOLU) ...

  36. Evet Türkiye yeni bir yol arayışının içine girmiş bulunuyor. Yaşar Büyükanıt’ın Genel Kurmay Başkanlığı ile birlikte başlayan dönem bu açıdan son derece umut vericidir. Son bir aydır Türkiye’de artık asker konuşmakta, gidişatı belirlemekte, hükümet ise dağılmaktadır. Bu da gayet doğaldır çünkü terör söz konusu olduğunda politikacılarımız susarlar. Onlar terörle mücadeleden değil teröre destekten yanadır.

  37. Bu vatanı, bu bayrağı, bu milleti korumak dendiğinde ise yine iş askere kalır. Asker şimdi o yükü sırtına almış görünüyor. Türkiye’yi Kuzey Irak’a girmeyelim, bu provokasyon olur, zaten ABD’nin ve PKK’nın isteği bu diyenlere hiç aldırış etmemek lazım. Türkiye Kuzey Irak’a girer ve bu sorunu çözer. Kuzey Irak’a giren Türkiye sadece fiziki coğrafyasını değil, askeri-siyasi-beşeri coğrafyasını da değiştirir, yeni dünyalara açılır.

  38. O nedenle işin düğümü Türkiye’nin artık bu hapislikte, bu kuşatmada, bu kıskaçta kalmaması, mutlaka ama mutlaka, bir yarma harekâtı ile sınırlarının dışına, doğal sınırlarına taşmasıdır. Böylesi bir dönemde sadece sınır ötesindeki mikropları değil, sınır içindeki mikropları da temizleyeceğimiz aşikardır. Tayyip Bey’in ve medyasının imdat çığlıkları bundandır zaten...

More Related